26 Eylül 2008 Cuma

PEYGAMBER SANCAĞINA SAYGI


PEYGAMBER SANCAĞINA SAYGI

Osmanlı Devletinde Peygamber sancağı ( sancak-ı şerif ) ordunun sefere çıkmasından 40 gün önce muhafaza edildiği sandıktan çıkartılırdı.Sancağın göndere çekimesi devlet erkanınında katıldığı resmi bir törenle yapılır,devlet erkanını tatlı bir heyacan sarardı.O gün sancak-ı şerif

bizzat padişah tarafından omuza alınıp has odadan arz odasına arz odasına alınırdı.Padişah

sancağı öperek vezire takdim eder kendisini sefere memur tayin ettiğini söyleyip muvaffakiyetler dilerdi.Şeyhül islam ve ulamadan zatlar dua ederdi.

Sadrazam sancak-ı şerif’in önünde,padişah arkasında orduyu fetih suresini okuyarak sefere uğurlarlardı.Sancak-ı şerif için ordu içinde müstakil bir çadır kurulur,etrafında seyit ve şeriflerden müteşekkil bir cemaat devamlı surette Fetih Suresi’ni okurlardı.

LİVA-İ ŞERİF TAKIMI

Sancak-ı şerif harp sahasında iken hizmet ve muhafaza ile meşgul olan askeri erkana LİVA-İ ŞERİF TAKIMI denirdi.Sancak-ı şerif merasimleride istanbul halkı için hususi bir önem arz ederdi.

Halk Ayasofya meydanından Edirnekapı’ya, oradanda Davutpaşa’ya t kadar töreniz izlemek için yollara dökülürdü.Hastalar ,çocuklar,derdi olanlar için sancak-ı şerifi görmek sevap ve umut

vesilesi sayılırdı.Sevgili Peygamberimiz den arkaya kalan bu sancağı Osmanlı sultanları Peygamberimize olan aşk derecesindeki sevgilerinden dolayı çok özel bir biçimde korumuşlardır.

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

BİLMEZ MİSİN HASAN CAN BİZ EMİR OLUNMADIKÇA KIPIRDAMAYIZ


BİLMEZ MİSİN HASAN CAN BİZ EMİR OLUNMADIKÇA KIPIRDAMAYIZ

Sekiz yıllık saltnatını seksen yıla sığdırankoca Yavuz’un Mısır seferine niyetlendiği günlerdir.

Son Abbasi Halifesi Mütevekkilallah Mısır’da bulunmaktadır.Halifenin etkinliği kalmamasına

Rağmen ,Yavuz kendisini incitmekten çekinmektedir.Nede olsa Hilafet makamındadır.Zembilli Ali Efendi ve İbn-i Kemal Paşa sultanı iknaya çalışırlar.Yavuz huzursuzdur.Seferin gerekliliğine

İnanmakla birlikte düşünce dünyasında gel gitler yaşamaktadır.Bu duygular içinde yavuz

Kendisini ibadete verir ve sabahlara kadar ibadetle meşgül olur.Yavuz manevi bir işaret

Beklemektedir.En yakın dostu sır arkadaşı Hasan Can’ı arayıp sorar.

-Nerelerdeydin göremedim seni ?

-Birazcık dalmıştım efendim.

-Öyleyse rüyanı anlat

-Şaşıran Hasan Can dikkate değer bir rüya gördüğümü hatırlamıyorum efendim der.

- Olacak işmi! Hasan,insan uyurda rüya görmezmi? Görmen lazım

Hasan Can üzerindeği şaşkınlığı atmadan ,Yavuzun yanından kendi kendine
konuşmaya Başlar.” Tuhaf der sultan bir işaret bekliyor ama acep ne olaki der .“
Tam bu esnada bir başka hasan Kapıcı başı Hasan efendi Hasan Can’a yaklaşır.” Ben der garip bir rüya gördüm,fakat bunu şimdi sultana nasıl anlatmalı ?

Hasan can bir taraftan şaşırır,bir taraftanda aradığı inciyi bulmuş gibidir. tuttuğu gibi Hasan Efendiyi çıkarır yavuzun karşısına:

- Hünkarım akşam çadırınızın önünde nöbet tıutmakta idim.Bir ara dalmışım yada ö yle sanıyorum zira mekan aynı mekan ve ben ayaktaidim..Yakaza gibi bir haldi baktım dört atlı

Çadırınıza doğru yaklaşıyordu.Hemen davrandım karşılarına çıktım.Güya kendilerine kimsiniz

Necisiniz diye soracaktım.Ancak betim benzim soldu.Dona kaldım.Bir farklılık vardı atlar çok asildi ve yere bastıklarını görmüyordum.Atlar hem heybetli hemde sevimli idi.Bırakın parola sormayı,eteklerine kapanıp ellerini öpmek istedim.Ziyaretciler Hünakrımızı sordular.Çadırdan dışarı ışık sızıyordu kendileri meşgül olmalılar dedim.Öndeki atlı iyi dedi rahatsız etme sabahleyin

geldiğimi iletirsin.Biz Kainatın Efendisinin Ashabındanız.Efendimiz Muahmme Mustafa Sallallahü eleyhi ve sellem Selim hana selam söyledi ve buyurdular ki;” Haremeyn’inhizmeti kendisine verildi.” Asil atlarla gelen nurani şahsiyetler geldikleri gibi hızla uzaklaştılar.Bir anda gözden kayboldular.Arkalarında helezon bir çizgi bıraktılar..Tam “ bunlar kim acaba “ diye düşünüyordumki bir ses “Nasıl tamızassın “ dedi Öndeki Hz Ebubekir,Yanındakiler Ömer ,Osman

ve Ali ( radyallühü anhüm ) dediğini duydum

Yavuz heyacanlanmıştır.Gözyaşları içinde rüyayı dikkatlice dinler ve hasan cana dönerek tarihe altın harflerle yazılacak şu sözü söyler.” Bilmezmisinki Hasan Can biz emir olunmadıkça hiç bir

Yere kıpırdamayız.İşte şimdi tamam mısır yolu gözüktü der.

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

MEKKE VE MEDİNE’YE ASILMAYAN OSMANLI SANCAĞI


MEKKE VE MEDİNE’YE ASILMAYAN OSMANLI SANCAĞI

Mekke ve Medine islamın iki kutsal kenti zaman zaman çeşitli toplumlar tarafından ele geçirilmiş ve yönetilmiştir.Osmanlılar mısır seferi sonunda Sultan Yavuz döneminde (1516-1517 ) tarihinde bu kutsal beldelere sahip

Olmuştur.

Osmanlı sultanı Yavuz Selim han kutsal şehirlere olan saygısından dolayı

Bu şehirleri kılıç çekmeden,savaşmadan aldığından ve tevazunun bir gereği

olarak “Hakimül Haremeyn “ katsal yerlerin hakimi denmesini istemeyip,

“ Hadimül Haremeyn “ Kutsal yerlerin hizmetcisi denmesini istemiştir.

Yavuz döneminden başlayarak , Sultan Abdülaziz dönemine kadar osmanlı tam üç yüz yıl Mekke ve Medine’ye olan saygılarından dolayı Osmanlı sancağını buralara asmamışlardır.

HADİM’ ÜL –HAREMEYN

Nebiler diyarı Yavuz Sultan Selim İçin ayrı bir ehemiyet arzediyordu. Hünkarın oralara karşı hürmeti bambaşka idi.Mısır feth edilmesi ile birlikte hilafet osmanlıya geçmiş, artık camilerde hutbeler Yavuz Sultan Selim adına okunur olmuştu. Hutbelerde kendisinden Mekke ve Medinenin hakimi anlamına gelen Hakimül Harameyn diye bahsediliyordu.

Yine birgün koca hünkar bir Cuma namazı için Halep Ulu camine gelmişti.

İmam minbere çıkıp kendisine dönük olarak Mekke ve Medinenin hakimi anlamına Hakimu’l Haremeyn sıfatıyla hutbe irad edince koca sultan ayağa kalktı ve şu ifadeler döküldü ağzından. “Hayır hayır Hakimu’l Haremeyn değil, mekke ve medinenin hizmetkarı anlamına gelen Hadimül Haremeyn “ denilmesini istedi .Bundan sonra camilerde hutbeler Hadimül Haremeyn (mekke ve medinenin hizmetkarı ) olarak irad edildi.Bu hadise Yavuz’un Resulüllah’a ne kadar bağlı

olduğunu en bariz örneğidir.

kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

HIRKA-İ SAADET DAİRESİ’NİN TOZUNA DUYULAN SEVGİ


HIRKA-İ SAADET DAİRESİ’NİN TOZUNA DUYULAN SEVGİ

Osmanlı Devleti’nde Hırka-i Saadet’in önemli bir yeri vardı.Burasının bakımı,onarımı ve korunması için özel bir kanun çıkarılmıştı.Mukaddes emanetlerin bulunduğu daireye “ İç oğlanlar’dan 40 kişilik muhafız himet

ederdi.Bunlar ENDERUN denilen SARAY ÜNİVERSİTESİNDEN mezun olan subaylardı.Bu subaylar kırklar adıyla anılırdı.Hırka-i Saadet ağaları paşalardan daha fazla itibar görürlerdi.

Ramazanın ikinci haftası Mukaddes emanetler revan köşküne taşınırdı. Hırka-i Saadet Dairesi temizliğine Padişah,Şeyhülislam ve Sadrazam bizzat katılırdı.Temizlik günü Has Odalar,gül suyuna batırılmış süngerlerle temizlenirdi.Yanık sesli hafızlar Kuran-ı kerim tilavetine başlarlar ve hep berber makamı ile salavat getirirlerdi.Temizlik yapılan bu süngerleri alanlar

Hayatları boyunca saklarlardı..

Dipten, köşeden süpürülen Hırka-i Saadet Dairesi’nin tozları ulu orta atılmazdı; bu iş için hazırlanmışolan derince bir kuyuya atılırdı.Mermer dibekte güzel kokulu bitkiler. ( misk,öd ağacı,amber ) dövülür,ortalık çiçek

kokusuna bürünürdü.Tozlar bu koku ile birlikte çukura atılırdı.

Hırka-i Saadet ,muhafazasıyla getirilirdi.Ramazanın 15 günü padişahında katıldığı büyük bir tören yapılırdı.Padişah sandığı bizzat kendi açardı.Hırka-i

Şerif’i öperdi.Yüzüne gözüne sürerdi.Tülbent ağaları ağaları Peygamber Eefendimizin hırkasına değen mendilleri misafirlere dağıtırdı.

Hırkanın ağıza değen köşeleri zemzem ile yıkanırdı.Yıkama esnasında leğende biriken zemzem mühürlü şişelerde saklanırdı.


Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

II BEYAZİD’İN ALLAH RESÜLÜNE HEDİYESİ



II BEYAZİD’İN ALLAH RESÜLÜNE HEDİYESİ

Osmanlının veli padişahlarındandır.Sultan Fatihin oğlu,yavuzun babasıdır.

O da En sevgili’nin hayranlarındandır.

II Beyazıd, kendisiyle çok iyi dost olan hak dostu Baba Yusuf’u hacca uğurlamak için ayağına kadar gider.Ona bir mikdar altın teslim eder.

“Bu elimle çalışarak kazandığım helal kazançtır.Bu altınları Ravza-i tahir’nin kandilleri için harca “ der ve ekler Allah Rasülününhuzuruna varınca , ” Ey Allah’ın Rasulü,günahkar kul Beyazıdın sana Selamı var...Bu altınları türbenin kandillerine yağ alınması için gönderdi, kabul buyurursanız de” der

Baba yusuf göz yaşları içinde Allah Rasulüne arzı iletir. “ Ey Allah’ın Rasulü,günahkar kul Beyazıdın sana Selamı var...Bu altınları türbenin kandillerine yağ alınması için gönderdi, kabul buyurursanız” der.

Mescid-i Nebevi’nin kandllernin yağı uzunca bir müddet bu altınlarla alınır.

II Beyazıd bu altınları kendi eli ile yaptığı el işlemelerini pazarda gizlice satark biriktirmiştir.

KALE PLANIYLA YAZILAN SEVGİ VE FATİH SULTAN MEHMET


KALE PLANIYLA YAZILAN SEVGİ VE FATİH SULTAN MEHMET

Bu günki Rumeli hisarının inşaatına fetihten bir yıl önce 15 nisan 1452 de başlanır

Hisar 4 ay 16 gün gibi bir sürede tamamlanır.Bu kadar kısa bir sürede meydana gelen

Büyük eser dost ve düşman herkesin büyük hayranlığını uyandırır.

Asıl dikkati çeken konu ise hisarın planında gizliydi.Hisar yukarıdan bütünü ile seyredildiği zaman eski yazı ile mehmed isminin okunuşunu veriyordu.Fatih istanbula

İlk mührünü,Peygamber efendimize ( sallallahü aleyhi veselleme ) Hürmeten onun adını kale ile yazmak suretiyle vurmuştur.

RESULULLAH’IN (sallallahü aleyhi vesellemem ) ŞEREFLENDİRDİĞİ FETİH

Bazı kaynaklarda anlatıldığına göre Fatih sultan Mehmet istanbula ilk geren askerlerden hemen sonra surlara tırmanmıştı.O kazanılan zaferi unutmuşcasına ULUBATLI HASAN’I arıyordu. Fatih oklar saplanmış halde surlara yığılmış halde ULUBATLI HASAN’I görünce onu aldı kucakladı ve anlından öperek şöyle dedi “ Hasanın İstanbul sana değermiydi “ Ulubatlı Hasan’ ın Fatih’e söylemiş olduğu son sözleri şu oldu. “ Aldığım yaralardan dolayı surlara yaklaştığımda iyce takatim kesilmişti.Hele bir aralık ayağımın altından bir taşta kayınca uçuruma yuvarlanacağım sırada “ Efendim diye Allah Rasülüne seslendim,ona sığındım.Bşirden bana doğru iki el uzandı.

Beni düşmekten koruyan o iki el Allah Rasulünün elleriydi. “ diyor ve son bir gayretle doğrulup “Baksana sultanım istanbulunun surlarında Hazireti Muhammed dolaşıyor.Onun dolaştığı surlar için değil bir Hasan,Binlerce hasan feda olsun” sözleriyle ötelere kanatlanıyordu.

Kaynak

Osmanlıda Peygamver sevgisi
Ziya demirel – Avni Arslan

21 Eylül 2008 Pazar

BİR AŞK HİKAYESİ VE MEHMET AKİF


BİR AŞK HİKAYESİ
MEHMET AKİF VE SUDANLI GENÇ

İstiklal marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy,hayatının son zamanlarını islam coğrafyasında dolaşmakla geçirir.Kafasındaki gam ve kederi temizlemek ve Resul-ü Ekrem’e duyduğu sevgi ve Muhabbet gereği o kutsal beldelerde dolaşır durur.Yer yer Mısır,Suriye Mekke medine arası dolaşarak ümmetin dertleriyle dertlenir.Bu gezileri esnasında onun müşahade ettiği pek çok şey vardır.İşte bunlardan bir tanesini Mehmet Akif şöyle nakleder:

“ Ravza-i Tahire’nin yanıbaşnda duruyordum ki,birden bire bir ses yükseldi: “ Ya Nebi ! şu halime bak.” Diyordu bu ses! Sağıma döndüğüm zaman parmaklıklar üzerine abanmış bir Sudan’lı genç gördüm.Kendi kendine Efendimize ( a.s ) şunları söylüyordu :

“ Nasılkı çöle güneş vurduğu zaman bağrı yanar,bende senin hicranınla senelerce yandıkça yandım Ya Resulallah ! Senelerce arzu ettiğim halde ,harem-i pakine gelip başımı ayakların dibine koymayı düşündüğüm halde,memleketim evlad ü iyalim karşıma çıktı, bu ziyaretimi geciktirdi.

Nihayet hepsini yıktım,çevremi terk ettim.Sudandan ayrıldım Tihame Çölü diye üç çölü teptim durdum,senin çölün diye.....Senin çölünde gezerken burcu burcu senin kokunu duydum.Eğer senin kokun imdadıma yetişmeseydi ben bu yolu kat edemez dim Ya Resulallah! Demir parmaklıklar üzerinde hasbihal ediyor Resul-i Ekrem’le.Elli üç yaşına kadar senin hicranının azabını sinemde taşıdım,yanına geldiğim zaman şu başımı çarptığım demir kafeste nedir Ya Resulallah !

Hala vuslat olmayacakmı?..Tihame çölü’nü kat ettim,gözlerime uyku girmedi.Arzu edersen yıldızlara sor, sor ki şu üç aylık zaman içinde bu gözler bir kere uyudumu? Uyumadı diyecekler Ya R esulallah!’ Dağlarla, taşlarla bütün hilkat ehli ile hasbihal ettim Ya Resulallah.Derdimi geceye döktüm, la yele derdimi anlattım,cibali söylettim Ya Resulallah! Nihayet huzuruna Geldim Y a Resulallah !”

Akif etkilenmiş,hislenmiş,coşmuş bu sudanlı genç’in feryadı figanıyla...Resul-ü Ekrem’in ( a.s.) Karşısına geçerek bir aşkın nasıl dolu dolu olduğunu müşahede etmiş.

Resul-ü Ekrem’in ( s.a ) kabrinin parmaklıklarından tutunan bu insan,son sözlerini söylerken sesi kısılmaya başlamıştır.Akif şöyle bitiriyor.

“ Kısa bir sessizlikten sonra adam şöyle diyordu: “ Şu kadar mesafeyi tepip huzuruna geldim,bu hasta gönlümü bir daha hak-i payenden ayırma Ya Resulallah !
Tahammülüm yoktur artık.Sonra bir sessizlik oldu,bir ah feryadı duydum.Döndüğüm zaman parmaklık ların dibine yıkılıp kalmıştı,bir Sudanlı gözlerini kapatıyordu. Bir kaç dakika sonrada bir iki gassal,bir iki taşıyıcı geldi, Cennetül Baki’ye kaldırdılar mübarek cenazesini.Fakat Ruhu muhtemelen Ravza-i Tahire’nin parmaklıklarına takılıp kalmıştı.Resulullah’a yürekten aşık bu genç; “ Artık bu hasta gönlümü hak-i pakiyenden ayırma Ya Resulullah !” diyordu.”


Kaynak

Osmanlıda Peygamver sevgisi
Ziya demirel – Avni Arslan