20 Eylül 2008 Cumartesi

OSMANLI’DA EHL-İ BEYT SEVGİSİ


OSMANLI’DA EHL-İ BEYT SEVGİSİ

Bilindiği üzere Ehl-i Beyt Peygamberimizin soyundan gelenlere verilen bir ünvandır. İslam toplumunda herzaman için Peygamber soyundan gelenlere azami hürmet gösterilmiştir.Bu sevgi’nin Osmanl devletinde ve devlet erkanında da zirveye çıktığı görülür.Bu nedenle bir Çok islam beldesinden seyyid ve şerifler Osmanlı ülkesine gelerek yerleşmişlerdir.Ehll-i Beyti Koruma ve kollama adına kanunlar çıkartılmıştır.

Osmanlıda Nakibü’l Eşraflık adında bir kurum kurularak Peygamberimizin soyundan gelenlerin soy seceresi kayıt altına alınırmıştır. Bu kurum ayrıca Peygamber soyun dan gelenlerin kötü ve ahlaksız işlere karışmaması için azami gayret eder, aynı zamanda onların hak ve hukukunu korurdu.Bu kurumun başında olanlar peygamber

sülalesinden olup devlet merasimlerinde devlet ricalinin önünde otururlar,Padişahlar kılıçkuşanırken dualarını onlar yapardı.Osmanlıda halk Ehl-i Beyt’ten olanlara “ Emir “ derdi. Bunlar yeşil sarıklarıyla bilinip sokakta dolaştıklrında halktan hiç kimse onların önüne geçip yürümezdi.Onlara sevgi ve saygı bakımından azami hürmet gösterirlerdi.Seyit ve şerifler uygunsız işlerde çalıştırılmazdı.Devlet onlara maaş bağlardı.Çünkü peygamber neslinin sadaka ve zekat alması yasaktı. Osmanlıda seyyid ve şerifler “ askeri sınıftan “ sayılıp vergiden muaf tutulmuşlardı.


KAYNAK

OSMANLIDA PEYGAMBER SEVGİSİ

ZİYA DEMİREL- AVNİ ARSLAN

13 Eylül 2008 Cumartesi

BİR OLMAK


BİR OLMAK

Bir olmak;
Bir benzeri olmamaktır
Birler hep dildedir,birler hep gözdedir.
Unutmaki ya Birsin yada büyük bir HİÇSİN
BİR değilsen eğer,varlıkta bir YOKLUKSUN
Öyle bir,bir ol ki ismin cihan şümul olsun
Bir olmak kolay değil, herkesin harcı değil
Bir olmaya giden yol BİRİ bilmekle başlar
BİR ( -O- ) olmasaydı eğer,hiç bir şey olmazdı
Biri bilmiyorsan eğer, bilki hep sıfırdasın
Ne kadar yol gitsende daha yolun başındasın
Biri bilmeden bir yerlere varılmaz
Niçinlere nedenlere asla cevap bulunmaz
Bütün mesele bir olmakta ve bunu başarmakta
Bana sorarsan eğer, Bir olmak nedir diye
Derimki..;Bir olmak umutlarda olmaktır.
Bir olmak; Rüyalarda olmaktır.
Bir olmak; En SEVGLİ OLMAKTIR
Bir olmak; Güneş gibi karanlığa doğmaktır
Bir olmak ;HZ Muahmmed (A.S.) olmaktır.
Bir olmak; Ona aşk ile bağlanmaktır.
Bir olmak; O nun aşkı ile yanmaktır.
Bir olmak; Onunla mağarada bulunmaktır
.
Bir olmak örümcek güvercin olup onu saklamaktır.

Bir olmak; Sadık dost Ebu Bekir olmaktır.
Bir olmak;Bir Ömer,Bir Osman ve bir Ali olmaktır
Bir olmak ;O nun kervanında, onunla yol almaktır.
Bir olmak ;Aklında ve düşünde hep onunla olmaktır.
Bir olmak her anında her yerde hep onu yaşamaktır
Bana bütün birler hep SENİ hatırlatır
Gece yolculuklarım gecemi sabahlatır
BİRE bir dilek için açıldığında ellerim
BİR TANEM ilk sırada duamdaki ilk yerim
Her güne BİR ile başlarım ALLAH diyerek
Ve BİR TANEMİDE yanına ekleyerek
BİR ile başladığım günü BİRTANEMLE noktalarım
Bende bir ŞAİRİM BİR OLMAK yolunda
Bu şiirde Bir ilk olsun O sevgili yolunda
Farkım var fark arıyorum BİR OLDUĞUM için
Seni çoook seviyorum…..! BİR TANEM olduğun için
Bütün BİRLERE BİR TANEME selam olsun
Ve Seni bize BİR eyleyen BİRLERİN ilk biri O RABBİME hamd olsun

Hikmet GÜNDÜZ 15/3/1999

Önemli Hatırlatma

Şiirlerimiz şahsıma ait olup yasal güvence kapsamındadır.Şiirlerin kaynak ( site adresi ve şaiirin ismi verilmeden ) kullanılması ve yayınlanması yasaktır

bu aynı zamanda emek hırsızlığı olup kul hakkını ihlaldir.

11 Eylül 2008 Perşembe

SİNA ÇÖLÜNDEKİ SIR



Dünyanın iki cihangire yetecek kadar geniş olmadığını düşünen Koca Yavuz Mercidabık’tan sonra mısıra yönelmişti.Fakat Yavuz’un önünde aşılması çok zor olan engeller vardı.Tarihte bir çok orduya mezar olmuş olan sina çölü yılanlar,çiyanlar ve akreplerle doluydu .Ayrıca bu çöl gündüzün dayanılması çok zor olacak durumunda kavurucu sıcak, gecede o derece sovuktu .



Fakat yavuz kararlıydı.Askerlerine emir vererek ordusunun önüne salmıştı kendini.


Uçsuz bucaksız çölde ordu zor şartalara ilerlemesine devam ederken Yavuz Sultan Selim Han bir ara atından aşağı inip yaya olarak o zahmetli çölde yürümeye başladı.Yavuzun attan inmesi ile birlikte başta Vezir-i Azam Sinan paşa ve bütün mülki erkan attan inerler....daha sonra peyder pey bütün ordu attan iner.Koca Osmanlı ordusu sina çölünde yaya olarak hareket etmektedir.Kimse cesaret edip, “ padişahım ! kızgın çöl ortasında bu harekette ne oluyor diye ?” soramamaktadır.



Sonunda Hasan Can’a müracat ederler.Oda olup bitenin farkında değildir.Hasan can yavaş yavaş Yavuz’a yaklaşır ve:


- “Hayırdır inşallah Hünkar’ım bütün ordu meraktadır.Devletli sultanımız acep niçin yaya yürürler ?


diyerek telaş ederler. “ dedi.Hakan-ı Azam, Hasan Can’a şöyle fısıldadı:


Server-i Kainat Hz.Muhammed Mustafa ( Sallallahü aleyvesellem ) efendimiz önümüzde yaya yürürken biz nasıl atın üzerinde olabiliriz Hasan Can ! diye buyurdu.



Ve nihayet İlahi yardım yetişir.Osmanlı ordusuna .Sina çölüne yağmur yağmaya başlar.Ordu rahatlar.


Sina çölü tarihte ilk defa 13 günde geçilir.yol gösteren O.Sinaya teşrif eden yine O.


Kaynak : Osmanlı'da Peygamber Sevgisi

Yazar : Ziya Demirel –Avni Arslan

SULTAN II MURAD’IN VASİYETİ


OSMANLIDA PEYGAMBER SEVGİSİ

SULTAN II MURAD’IN VASİYETİNDE

ALLAH RASULÜ’NÜN ŞEHİRLERİNE KARŞI SEVGİSİ

Sultan ıı Murad mecalsiz bir şekilde yatıyordu.Hafifçe doğruldu ve şöyle dedi: “ Oku İshak vasiyetimizi oku “ İshak paşa vasiyeti tek tek okumaya

Başladı. ” Tevekkülüm halıkımdır. “

“ Bismillahirrahmanirrahim.”

Allaha hamd olsun.Selat ve selam efendimiz Muhammed Mustafaya (a.s ) olsun.

“ Her nefis ve herkes ölümü tadacaktır.”

“Sizleri dünya hayatı mağrur etmesin,gururlanmayın,gurur Allaha mahsustur.”

saruhan vilayetinde bulunan malımın üçte birini ( on bin altınımın )

Üç bin beş yüz filori Peygamberimizin şehri Mekke fukarasınaharcansın ve

Diğer kalan kısmı peygamberimizin şehri medine fukrasına ve ondan 500 filori yine mekke ahalisinden kabe ve hatim arasında yetmiş binkere kelime-i tehvidini zikredip sevabını adı geçen vasiyet sahibine ita edenlere harcansın.

Geri kalan ikibin fuloriden beşyüzü mescid-i aksa’da kubbesinde yetmişbin kere “lâ ilahe illallah “ kelimesini ve defalarca kuranı kerim’i okuyanlara harcansın.

Görüldüğü üzere Sultan II Murad’da Allah ve Resulü’ne olan sevgisi ve Kuranı Kerimin okunmasına verdiği değer hat safadadır.Buradaki en önemli

Hususta o zamanlar henüz mısır alınmamış dolayısı ile mekke ve medine osmanlının eline geçmemiştir.

Kaynak

Bursalı Mustafa Necati,islam büyüklerinin vasiyetleri ve ünlülerin son sözleri


Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

SEN GİTTİN GİDELİ



SEN GİTTİN GİDELİ

Bir geldin. Hasretini bıraktın zindanıma. Karanlık karanlığa düştü. Gece gece nin üstüne indi.Parmaklıklar dağıldı; yüzün esir aldı beni. Taşlar toz oldu; özlemin taş kesildi. Gözlerine zincirlediler gözlerimi. Gidişin hüzünlü bir sonbahardı, unutmadım.

Yıldırımlar düşürdün bakışından göğsüme… Saçlarım beyaz alev aldı. Yandım. Taş üstünde taş oldum. Suskunluğum utançtan duvarlar ördü. Sağnak sağnak yağmur oldum, yağdım küskünlüğümün çölüne. Çığ olup kendi yalnızlığıma katlandım. Uzaklığını yorgan yaptım çıplak ruhuma. Sözün güneşin yüzünü güldürürdü, unutmadım.

Sessizliğin yeniden yeniye yanmış bir kül gibi. Rüzgâr aldı nefesimi. Buzdan sütunlara çarpıldı sesim. İçimin içinde bir gurbet oldun. Sen gittin gideli, dağlar yollardan saklanır oldu. Öyle derinleşti ki vadiler; gölgeler içine girmeye nazlandı. Bütün çöllerin tozlarını yutmuş gibi dudaklarım, ah etmekten bile usandı. Susuşun ibret dolu bir kitaptı, unutmadım.

İçimde hep su sesi arıyorum. Denizler kurumuş… Lâl dudaklar susmuş.. Kıyılardan çekilmiş hayat; kemikler un ufak olmuş. Çöllerinden geçiyorum sensizliğin. Sessizliğin çığlığını büyütüyorum yüreğimde. Gelişin bir taze bahardı, unutmadım. Kalbine girdiğim yollara pusular kurulmuş. İnsan insa na kavuşmuyor artık. Anka kuşları dirilmiyor yeniden. Küller bile yanmış yakılmış; ateş yeniden kendine gebe kalmıyor artık. Hıçkırıklar yalanın harmanına karışmış; gelmiyor gelemiyor yittiği yerden. Bakışın canlara can katardı, unutmadım.

Sen gittin Alev üşüdü, sen gittin

Aşk kalplerden çekildi, sen gittin can tenden usandı ..

Gözlerim gözlerine bakmak içindir.

Bütün bağlardan kurtuldum. Geceleri gecelerin koynuna sürdüm. Bütün ışıkları gözlerinin karasına çaldım. Yanağının kıyısına geldim. Ellerinin ateşinden serinlik umdum. Gözlerim seni gördüğü için güzel. Işık senin yüzüne vurduğu için aydınlık. Yağmur senin göğsüne dokunduğu için serin. Rüzgâr senin tenine vurduğu için nefeslenir. Dualar senin dudağına dokun du diye göklerin kapısına dayanır. Duruşun dağların başını dik tutardı, unutmadım.

Günahlarımı biliyorum, utanıyorum. İsyanlarım çok oldu; yüzüme bakamıyorum. O kadar unuttum ki, unuttuğumu hatırlamıyorum. Bana nasıl bakacağını merak ediyorum. Ürperiyorum. Ürperiyorum. Ya tanımazsan beni… “O beni sevmedi!” dercesine görmezden gelirsen ağlayan gözlerimi? Hayır, hayır, böyle olmayacak, emin olmak istiyorum. Senin müşfik bakışında, toprağın yağmura doyması gibi sonsuz bir serinliğe kavuşacağım. Senin bakışında sonsuz bir hülyânın eteğine varacağım. Özlemin cennetin kokusu bana, sana susadım.

Ne hüznü eksilir ne sana doyar bu gönül. Sen gittin, çiçekler ezildi dünyada. Sen gittin, rüyaları boğuldu bebelerin. Sen gittin, sesi duyulmaz oldu derelerin. Sen gittin, yüreklerden kan çekildi. Sen gittin, can tenden usandı. Sen gittin, dağ dağa küstü. Sen gittin, alev üşüdü. Sen gittin, aşk kalplerden çekildi. Kıyılara vurdu aşıkların cesedi. Vuslatın cennet çiçeği bana. Baharlardan hep seni sordum.

Senin serinlettiğin suları içiyor ceylanlar. Martılar senin yürüdüğün göklerde geziniyor. Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Bebelerin senin tebessümünü içiyor ana sütünden evvel. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle n’olur! Her hecenin arefesinde seni duymak istiyorum. Hitabın denizleri taşırıyor kıyılarıma, nereye baksam sana dokunuyorum.

Sev beni cananın olayım. İçimden aksın bütün ırmaklar. Senin kıyılarını kucaklayan kocaman bir derya olayım. Rüzgârlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım. Senin hasretinle yanar her yanım, bütün ufuklardan seni umarım.

Çöldeyim, susuzum. Dudağın bana Leylâ. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana deryâ. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsâ. Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifâ. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musallâ.




Sena Demirci

10 Eylül 2008 Çarşamba

GECE YOLCULUKLARI



ŞİİRLE İLGİLİ AÇIKLAMA

İnsan düşünen bir varlık , insan olmamızın en büyük farkı burada yatıyor. Düşünme; bizi gerçeğe götüren yolun ilk kapısıdır.Düşünmek; var olduğunu, yaşadığını hissetmektir. Düşünmek; görünenin, görünmyen tarafını görmektir. Onun için bir düşünür " DÜŞÜNÜYORUM ÖYLEYSE VARIM " demiştir.İnsanın düşünceye olan yolculuğu çoğu zaman gece ile başlar ve gece yarısınından sonra bu yolculuk menziline ulaşır.İnsanın bu yolculuğu gecenin yalnızlığı ile bütünleşdiğnde ; duyguları yoğunlaşarak zirveye vurur ve sonrasında ise bu duygular dize dize bir şiir olarak dökülüverir dudaklardan. Bir şair olarak benimde bir çok şiirim bu atmosferde yazılmıştır.Buradaki gece yolculuğu düşünceye yapılan yolculuk anlamındadır.Şiir bu anlamda okunup,bu anlamda yorumlanmalıdır.

GECE YOLCULUKLARI

Beynimde raks eder düşüncenin her rengi
Bir başkadır bende gece yolculukları
Geceler bende bir aşk, geceler bende sevgili
Bir tutkudur bende gece yolculukları

Bilinmez dertlerin bilinmez hasretlerin
Bendeki adıdır gece yolculukları
Bilinmez alemlere bilinmez mekanlara
Ruhumdaki hicrettir gece yolculukları

Her anım bir hasret her anım bir gurbet
İçimde bir gurbettir gece yolculukları
Nice yollara çıkarım dikenli ayak yalın
Çektiğim acılardır gece yolculukları

Açılır kapıları o büyük sevdaların
Beni mecnun eder gece yolculukları
Duygular mısra mısra dökülür dudaklardan
Bir ırmaktır şiirlerden gece yolculukları

Her derdimi açarım paylaşırım Rabbimle
Dostla bir hasbıhaldir gece yolculukları
Bir buraktır seccadem götürür beni ona
Ruhumda bir miraçtır gece yolculukları

Kimim ben neyim ben cevapsız onca soru
Kendimi arayıştır gece yolculukları
Gölgemiyim hayal mi,neyim ben bu alemde
Sorulara cevaptır gece yolculukları

Bir ayna ki bakarım bana beni göstermez
Nice sırlarla dolu gece yolculukları
Alem içinde alem tasvire akıl yetmez
Bilinmez sırlardır gece yolculuları

Kendimi sorgularım kendi vicdanımda
Gerçekle yüzleşmektir gece yolculukları
Hak benden razımıdır varmı makbul amelim
Mahşere yolculuktur gece yolculukları

Hikmet GÜNDÜZ
30/12/2006 SAAT 3:45


ÖNEMLİ UYARI !
Şiirler yasal güvence kapsamında olup kaynak ( site adresi ve şairin ismi verilmeden ) kullanılması ve yayınlanması yasaktır. Bu aynı zamanda emek hırsızlığı olup kul hakkını ihlaldir!

9 Eylül 2008 Salı

NERDESİN OSMANLI


AÇIKLAMA
Dünya osmanlıdan sonra zorbaların eline geçmiştir.Çobanını kaybeden bir sürüye kurtların saldırması gibi islam düşmanları da dünyanın dört bir yanında müslümanları saldırıp soy kırımı yapmaktadırlar.Osmanlının mirascısı olan bizler ise bu acı manzarayı elimiz kolumuz bağlı olarak
sadece seyretmekteyiz.Dün devi olan osmanlı, bügün ise derin bir dev uykusundadır.Amacımız ve dileğimiz bu devin yeniden ayağa kalkmasını ve uyanmasını sağlamaktır.Bu şiir bu özlemle yazılmış bir şiirdir.


NERDESİN OSMANLI

Tarihin yaprağını bir bir çevirdim
Gördüm kuşak kuşak yıkılışımı
Bir zaman dünyaya hükmeden bir devin
Şimdi cüceler elinde oynanışını

Irak, Afganistan,Filistin,Çeçenistan
Hep kan, hep göz yaşı, nereye dönüp baksam
Allahım nedir bu ? ve bu hal neyin nesi ?
Bir ateşki sarmış , yanıyor Alemi İslam

Arıyor hüzünle o şanlı günlerini
Yetim kalmış Kudüs mescidi aksa
Geçmişini arayıp ağlıyor için için
Bir Fatih bekliyor yeniden Ayasofya

Hikmet GÜNDÜZ 1998

ÖEMLİ UYARI
Şiirlerimiz yasal güvence kapsamında olup sitedeki şiirlerimizin kayanak ( site adresi ve şaiirin ismi verilmeden ) kullanılması ve yayınlanması yasaktır.Bu aynı zamanda emek hırsızlığı olup kul hakkını ihlaldir.