29 Eylül 2008 Pazartesi

DUA


selimiye camisinden bir görüntü fotoğraf çekim Hikmet Gündüz

DUA

Kuranı rehber edip sana yöneldim
Beni senin yolundan ayırıma hiç YARABBİ
Korkarım gazabından cehennem azabından
Yolumu cennetine açık eyle YARABBİ


Eksiltme üstümden şefkat sevgini
İslam’ın nuruyla doldur kalbimi
Uzatma harama asla elimi
Her şeyi helalinden nasip eyle YARABBİ


Soframdan bereketi artır eksiltme
Merde de namerde de hiç muhtaç etme
Dilimden şükrünü asla düşürtme
Beni şükredenlerden eyle YARABBİ


Beni nefsimin esiri etme
Makama servete asla kul etme
Kalbimdeki sevgini hiç eksik etme
Beni senin sevginden ayırıma hiç YARABBİ


Beni dostlarınla hakta buluştur
Hak adına hayırlarda beni yarıştır
O kutlu kervana beni de eriştir
O kutlu kervandan ayırıma hiç YARABBİ


Annemin dualarını kabulün eyle
Hızırı yanımda yoldaşım eyle
Bütün zor işlerimi hep kolay eyle
Başımı darda bırakma hiç YARABBİ


Dermansız dert verip bana çektirme
Büyük belalarla imtihan etme
Zalimlere boyun büküp etek öptürme
Beni korktuklarımdan emin eyle YARABBİ


Gizli sırlarına ermek isterim
Bende o kapıdan girmek isterim
Sırlar sofrasında olmak isterim
Beni gizli sırlarını nasip eyle YARABBİ

Hikmet GÜNDÜZ 1988




YASAL UYARI
Şiirler yaslal olarak güvence kapsamında olup,
Şiirlerin kaynak (site adresi ) vede şairin ismi verilmeden
yayınlanması kullanılması yasaktır

28 Eylül 2008 Pazar

NEDİR YARABBİ..?



NEDİR YARABBİ..?

Kulaklar sağır olmuş ezan sesine
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ
Dönmüşüz gayesiz hayvan nesline
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ

Mabetlerin sızlıyor her köşe taşı
Bendeki acıların budur en başı
Acep çıkar mı bir gün akıncı başı
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ

Müslümanlar uykuda gaflete daldı
Din gitti yerini hurafe aldı
Sadece bir adımız Müslüman kaldı
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ

Kuranın hiç bir hükmü tutulmaz oldu
Boşaldı Camiler meyhaneler doldu
Ağlasın melekler şeytanlara gün doğdu
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ

Tok açın halinden anlamaz oldu
Dostluklar sevgiler paraya tabi oldu
Kıblemiz Kabe değil dolar mark oldu
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ

Dalkavukluk revaçta baş tacı oldu
Zalimlerin el eteği öpülür oldu
Kuzu kurda emanet zalimlere gün doğdu
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ

Alt katta cenaze üs katta düğün
Dünü aratır oldu yaşadığımız her gün
Az kaldı koca çınar yıkılacak bir gün
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ


Hikmet GÜNDÜZ 04/09/1997


Yasal Uyarı
şiirler yasal güvence kapsamında olup,Şiarin ismi verilmeden kullanılması ve yayınlanması yasaktır.

26 Eylül 2008 Cuma

FAHREDDİN PAŞA’NIN GÖZ YAŞLARI




FAHREDDİN PAŞA’NIN GÖZ YAŞLARI

1517 ‘ de başlayan ve 401 yıllık süren Mekke ve Medinene’nin “Hadimü’l haremeynlik hizmetinin

Artık sonuna gelinmiştir.Osmanlı devleti mütefiklerinin yenik sayılması ile birlikte 1 Dünya savaşı’nı kaybetmiştir.Koca çınar yıkılmıştır artık. 4 yıllık savaşın ardından bu beldelerde tarihin

en büyük can zaiyatı verilmiş, bu topraklar üzerindeki azılı boğuşmanın neticesinde tam bir milyon dörtyüzbin insanımızı kaybetmiştik.Büyük Çınarın devrilişinde bile Medine’nin ayrı bir yeri vardır.

Yer :Medine

Olay :Medine savunması

Tarih :1917-18 ler

Olayın kahramanı,Medine Müstahkem Mevkii Komutanlığına atanan Fahreddin Paşa

Medine Müstahkem Mevki Komutanlığı görevi verilir verilmez derhal görev yerine ulaşır.

Medineye geldiği günden görev yaptığı son güne kadar Allah Rasulü’nün hizmetkarlığını yapar.

O nun “ En sevgili’nin “ türbesini hergün bizzat elleriyle süpürür.İngiliz saldırıları artmış,durum

gittikçe kötüye gitmektedir.Başkomutan Enver paşa Medine’nin derhal boşaltılmasını istemektedir.

Fahreddin paşa Emre itaati,onurunu,kişiliğini,paşalığını bir kenara bırakır.Bölgenin odru komutanı Cemal paşaya adeta yalvarır ve ısrarı kabül görür.Medine’nin boşaltılmasından vaz geçlir.

Yıl 30 Ekim 1918 anlaşma yapılmış ,Osmanlı devleti artık savaşı fiilen kaybetmiştir artık.Fakat

Bitmeyen bir şey vardır.Fahreddin paşanın En sevgiliye olan sevgisi..Fahreddin paşa devlete

karşı asi durumuna düşsede Medine savunmasına devam eder.İngilizlere teslim olmaz.

Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Fahreddin paşaya “ Medinenin teslim emrini yazar.Fahreddin Paşa,

Sadrazamın imzasını tek başına yetersiz görerek Padişahın emrinin kendisine ulaştırılmasını ister.

Padişahın emride kendisine ulaşır.Ancak Fahreddin paşa istanbul işgal altındadır padişah esirdir

Bu iradede geçersizdir der.

Fahredin paşa silah arkadaşlarını Peygamber Efendimiz’in camisinde toplayarak,minbere çıkar. ” Gözyaşları içinde arakadaşları ile birlikte hep bir ağızdan “Teslim olmayacağız,Teslim olmayacağız “ diye haykırırlar ses kubbede çınlar .Hz.Muhammedin ( a.s )huzurunda ona söz verirler: “Seni terk etmeyeceğiz “ diyrek.

Faka ne kadar drenilirse direilsn acı son gelmiştir.İngilizlerle br teslim protoklü imzalnmak zorunda

Kalınır.Fahreddin Paşa Peygamber (s.a.s ) türbesini son kez ziyaret edip onunla vedalaşmak ister.Türbeye girer bir türlü çıkmak istemez emir erinden şahsi eşyalarını getirmesini ister.Amacı

oraya yerleşmektir.Ancak igilizler ve araplar itiraz eder.Türk subayları Fahreddin Paşanın bir boşluğundan yararlanıp aniden kucaklayıp onu dışarı çıkarırlar.

Fahreddin Paşa gözyaşları içinde elini kaldırarak Allah Rasulünden af diler.” Ya Resulallah senin

Yolunda canımzı veremedik.....” der.


KAYNAK

OSMANLIDA PEYGAMBER SEVGİSİ

ZİYA DEMİREL- AVNİ ARSLAN

YAHYA KEMAL VE HIRKA-İ SAADET DAİRESİ


YAHYA KEMAL VE HIRKA-İ SAADET DAİRESİ

Yahya Kemal, mütarekenin kahırlı karanlık havasından,birgün topkapı sarayına sığınır.Bütün gününü oarada geçirir ve şunları anlatır.

Reven köşkünde gezinirken kulağıma ,derinlerden bir Kuran sesi geldi.Birden bire islam mimarisini tam mamasıyla gördüm.Çünki İslam mimarisinin içine, bir ruh gibi rahle başında

bir Kuran sesi lazım.O ses olmadığı zaman bu mimari kuru bir şekilde gözüküyor.

Görevlilere bu Kuran sesinin nereden geldiğini sordum.Rehberim Lütfi bey “Hırka-i Saadet dairesi’nden “ dedi.

“Hırka-i Saadet’te ne zamandır hatim indiriliyor? “ diye sorduğumda ,Lütfi bey gülümseyerek kulağıma dediki: “ Her gün ,her saat ! Dörtyüz seneden beri geceli gündüzlü bilfasıla...”

Hayretten gözlerim kapanmış, dinlyordum.Lütfi Bey biraz malumat verdi. “ Yavuz Sultan selim, hilafetin alameti olan Hırka-i Şerif, Sened-i Şerif ve diğer diğer Emaneti Mübareke’yi mısırdan istanbula hatimler indirerek getirmiştir.İstanbula vardığı gece, Sarayda yüksek bir yere yerleştirmiş;mimar başı ve ustalar asıl tevdi olunacak makamı harıl harıl inşa ederlerken sefer

Yorgunluğuna bakmaksızın sabaha kadar ayakta beklemiş.O gece geceli gündüzlü Kur’an okunması için de bir vazife tertip ederek , kırkıncısı bizzat kendisi olmak üzere ,kırk hafız tayin

eylemiş.İşte o günden bu güne ,u dairede bir saniye ara vermeksizin Kur’an okunuyor:Bu hafızlar

kırk kişi olup ikişerli olarak, daimi olarak nöbetleşe görevlerini ifa ederler.” Bu sarayın içinde dört yüz seneden beri olmuş ihtilalller,haller,kıtaller, bu Kur’an sesini bir an bile susturananış,bu hadiseyi idrak ettikten sonra İstanbuldan niçin çıkarılmıyoruz ? Bu şüpheyi halleder gibi oldum “ diyor.

KAYNAK

OSMANLIDA PEYGAMBER SEVGİSİ

ZİYA DEMİREL- AVNİ ARSLAN

SENİN İSTİFA ETTİRDİĞİNİ BİZDE İSTİFA ETDİRDİK


SENİN İSTİFA ETTİRDİĞİNİ BİZDE İSTİFA ETDİRDİK

Mehmet Akif yaşadığı bir hatıratını şöyle nakletmektedir:Mehmet Akif sabah namazını kılmak için Ayasofya camii’ne gider.Camiye oldukça erken gelmiştir.Orda gözyaşı içinde yalvarıp yakaran birini görür.Üç gün üst üste aynı zatı sabah namazında aynı yerde hep ağlarken göz yaşı dökerken bulur.

Akif adamın bu haline dayanamaz adama sokularak “ Dostum Allahın rahmetinden bu kadar ümidini kesme .Zira Allahtan kafirlerden başka hiç kimse ümidini kesmez “ der.Adamın konuşmaya mecali yoktur.El harketiyle başımımdan git beni meşgül etme der.Fakat Akif kararlıdır bu adamı bukadar ağlatan şeyin ne olduğunu öğrenmek ister.Adamın yanından ayrılmaz vede

Israrla niçin böyle ağladığını sorar.Adam başından geçenleri bir bir anlatmaya başlar. “ Ben ordu

Mensubuydum.Abdülhamid zamanında orduda binbaşı idim.Bir gün babamın ölüm haberin aldım.Babam servet sahibi zengin bir insandı.Bağları bahçeleri avrdı.Oda ölünce bütün bu mallara

Benim sahip çıkmam gerekiyordu.Ordudan ayrılıp işlerimin başına dönmeye karar verdim.Durrumumu anlatan bir dilekçeyle saraya müracat ettim.Bir kaç gün sonra dilekçeme cevap geldi “ istifanız kabul edilmemiştir “ diye.Bunun üzerine ikinci bir dilekçe yazarak Sadarete baş vurdum.Oradanda aynı cevap geldi.Başka bir yol kalmadığı için durumumu anlatan bir mektupla doğrudan Hünkara başvurdum.Oradanda gelen cevap aynı oldu.Bu defa hünkarala bizzat görüşme talebinde bulundum beni kabul buyurdular.Durumumu yüz yüze hünkara tekrar

Anlattım.Hiç cevap vermediler ve bir müddet sessiz durdular.Ben ısrar edincede “ Peki istifanı kabul ettik “ dediler. Elinin tersiyle de,gidebilirsin işaretini verdiler.

İstifamı istemiyerek benim ısrarım üzerine kabul ettikleri hünkarın mimiklerinden belli oluyordu.

Huzurdan çıktım artık serbesttim.Malımın mülkümün başına geçebilecektim.

O gecebir rüya gördüm;

Rüyamda Allah Rasulü ordumuzu teftiş ediyordu.Etrafında 4 halife ile birlikteydi.Bir adım geridede

Abdülhamid Han hazretleri el pençe , edep içinde divan duruyordu.Bölük bölük tabur tabur askerler geldi ve geçti Allah Rasulu onları memnun yüz aydınlığı içerisinde teftiş ettiler.Bir aralık

Dağınık bir tabur geçmeye başladı.Başlarında kumandanları yoktu.Biraz dikkat edince taburumu

tanıdım.Darma dağınık geçiyorlardı. Efendimiz mübarek yüzlerini Abdülhamd’e döndü.Abdülhamid başını eğmiş olduğu halde , “ Ya Resulullah israrla istifasını istedi.Neticede de

İstifa etti “ cevabını verdi.Allah Rasulü elinin tersiyle “ Senin istifa ettirdiğini bizde istifa ettirdik “

dediler.Dünyam başıma yıkılmıştı ve o gün bugün ben hep böyleyim.Şimdi, söyle bana, ben ağlamayayım da kimler ağlasın ? “ diyordu.

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

RAYLAR GÜL KOKUYOR



RAYLAR GÜL KOKUYOR

II Abdulhamit dönemi Osmanlıda demiryolu çalışmalarının en yoğun olduğu dönemdir.Bu demir yolundan biriside hicaz demir yoludur.Bu demir yolu çalışmalarının amaçlarından biride Osmanlıya ait uzak beldelerdeki misyonerlik faliyetlerini yakın takibe almaktır.Almanlara verilen bağdat demir yolu hattı bitirildikten sonra Hicaz demiryolu hattına başlanır.

Hicaz demiryolu 1200 km olup Şamdan Medineye,oradan Mekkeye oradanda cidde ve bağdata ulaşır.Maliyeti 4 milyon olarak Hesaplanır.

Sultan islam aleminin himmetine baş vurarak kendiside 50 bin lira bağış yaparak bu kampanyaya önderlik eder.Memurlar birer aylık maaşlarını bağışlarlar,fakir hint müslümanları 40 bin lira toplayıp gönderirler. Türkistan, Kafkasya,Çin, Cava, Samutra, Bosna-Hersek,Kuzey Afrika ,Anadolu ve arap aleminden para akar. Bağışlar bir anda milyonları aşar.Hat bittiğinde borcu kalmaz hatta kara geçen tek hattır burası.

Projede Almanlar,İtalyanlar,İngilizler,Fransızlar ve rumlarda çalışır.Kutsal topraklara yabancıların girmesi yasak olduğundan kutsal topraklara yaklaşınca yabancılar devre dışı kalır.

Kalan kısmın yapımını türk işçiler üstlenir.Medine-i Münevvereye yaklaşılınca yaklaşık 30 km lik rayların altına keçe döşenir.Allah Rasulünün manevi şahsiyesi gürültüden rahatsız olmasın diye Lokometif şehre medineye yaklaşınca istim keser ( hız keser ) yavaşça perona yaklaşır.Yolcuların her biri Tirenden inerlerken büyük bir titizlik içerisinde saygı ve edeple ayaklarının uçlarına basarak sessizce trenden inerler.30 km itibaren keçe döşenen raylara Allah Rasulüne olan sevgi ve saygıdan dolayı gül suyu dökülür.

SULTAN ABDÜLHAMİD’İN HASSASİYETİ

Osmanlı devleti tam 600 yıl islamın bayraktarlığını yapmıştır.İslama karşı Hırıstıyan dünyasından gelen her türlü tehdide karşı mücadele etmeyi her zaman kendisine bir görev saymıştır.Bu anlamda ordusuna “ Mehmetcik” Asakir-i Mansurei Muhammediye “Hazireti Peygamberin ismini koyan başa bir millet daha yoktur.

Osmanlının en güçsüz ve buhranlı zamanlarının yaşandığı bir devirdir.Allah Rasülü’nü aşağılayan

Bir tiyatro Fransa’da sahnelenmek istenmektedir.Sultan Abdülhamid devletler platformunda Volterin “ Muhammed yahut Taassup “ adlı piyesine son derece sert bir tepki gösterir.piyesin

sahneye konulmamasını aksi halde bunun siyasi bir mesele yapılacağını elçilik vasıtası ile Fransız

hükümetine iletir.Bunun üzerine Fransız hükümeti peyesin sahnelenmesini yasaklar.Ancak aynı

oyun İngilterede tekrar gösterime konulmak istenir.Sultan Abdülhamid aynı şekilde ingiltereye

sert bir dille yine ültümaton gönderir.İngiltere hükümeti bunun bir fikir hüriyeti oldğunu bu nedenle bu gösterimin engellenemeyeceğini söyler. Bunun üzerine Sultan Abdulhamid İngiltere hükümetine ikinci bir ültimaton yazdırır ültimaton aunen şöyledir. ” Müslümanların halifesi olarak,İngilizler Peygamberimizi aşağılayacı bir hereket içindedir. “ diye islam alemine

bildiri göndereceğim ve ülkenize karşı büyük cihad ilan edeceğim “der.İngilizler çaresiz tiyatroyu kaldırırlar.


Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

MEDİNE’NİN DİLEKÇESİNE SAYGI


MEDİNE’NİN DİLEKÇESİNE SAYGI

Osmanlı Sultanlarının Mekke ve Medine Şehirlerine karşı hassasiyetleri bilinmektedir.Bunlardan

Biride Sultan Abdülaziz dir. Medineden Sultan Abdülaziz ulaştırılmak üzere bir dilekçe gönderilir.

Sultan Abdülaziz dilekçenin Medineden geldiğini duyunca yerinden kalkamayacak kadar hasta olmasına rağmen yanndakilere “ Beni ayağa kaldırınız,Beni ayağa kaldırınız ‘der. Sonra şöyle

İlave eder. Medine’den gelen dilekçeyi yatarak dinleyemem der.

Sultan Abdülaziz’in adetidir.Medineden gelen her postayı eline almadan önce abdest tazlelmiştir.

“ Bunlarda Peygamber Şehrinin tozu var deyip “öpüp anlına koyduktan sonra koklayarak açmıştır.

İşte Allah Rasulüne saygının zşrvesi.

SULTAN ABDÜLAZİZ’İN RAVZA-İ MUTAHHARA’YA TAKDİM ETTİĞİ ARZUHAL

Abdülaziz’in Hazireti Peygamberin ( a.s ) ruhaniyetine yazdığı ve mühürleyip medineye gönderdği mektup,her nasılsa istanbula geri geliyor

.Bugun Topkapı sarayı Hırka-i Saadet dairesinde korunan mektupta Sultan Abdülaziz Hazireti Peygambere ümmet ,mekke ve medineye hadim olma şerefine kavuştuğunu belirttikten sonra,mümünlerin kendisine emanet edildiğini,ancak mümünlerin inkara zorlandığınını ve küfür ehlinin inatçıların elinde hor ve hakir kaldığınıbelirtiyor.Bu yolda Allah Rasulün’ün manevi şahsiyetinden dünya ahret yardım talep ediyor.Üzerindeki bütün emanetlerin icabını layıkı ile yerine getirmek,Allah ve kul haklarını eda etmek,gizli ve açık bütün düşmanlara karşı galip gelmek,bütün müminlerle birlikte rızayı ilahiye muafık olarak sağlık sıhat ve afiyet içinde beraberce ömür sürmek,mahşer günü ırzı yıkılmdan ilk girenlerle beraber cennete

girmek için Resullulah’ın ( s.a.) ruhaniyetine sığınıp yardım diliyor.Günahkar bir kul olarak Resulluhtan böyle bir talepte bulunduğu içinde Hz Peygamberden tekrar tekrar özür diliyor.

Tarihlerin naklettiğine göre Sultan Abdülaziz Hz peygambere (s.a.s ) son derece hürmetkar

Bir padişahtı.Medine-i Münevvereden ne zaman bir mektup gelse abdest tazeler; “ Bunlarda

Medine-i Münevvere’nin tozu var. “ diyerek öpüp anlına koyar daha sonra baş katibe okuturdu.

Bir defasında hasta yatağında iken Medine-i Münevvereden bir dilekçe gelmiş.Padişah “ Derhal beni ayağa kaldırınız Allah Rasulüne komşu olanların dilekçeleri böyle ayak uzatılarak edebe

mugayir bir şekil

kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

de dinlenmez “ diyerek Resullulaha karşı sevgi ve hürmetini göstermiş oluyordu.