
selimiye camisinden bir görüntü fotoğraf çekim Hikmet Gündüz
Kalbimdeki sevgini hiç eksik etme


FAHREDDİN PAŞA’NIN GÖZ YAŞLARI
1517 ‘ de başlayan ve 401 yıllık süren Mekke ve Medinene’nin “Hadimü’l haremeynlik hizmetinin
Artık sonuna gelinmiştir.Osmanlı devleti mütefiklerinin yenik sayılması ile birlikte 1 Dünya savaşı’nı kaybetmiştir.Koca çınar yıkılmıştır artık. 4 yıllık savaşın ardından bu beldelerde tarihin
en büyük can zaiyatı verilmiş, bu topraklar üzerindeki azılı boğuşmanın neticesinde tam bir milyon dörtyüzbin insanımızı kaybetmiştik.Büyük Çınarın devrilişinde bile Medine’nin ayrı bir yeri vardır.
Yer :Medine
Olay :Medine savunması
Tarih :1917-18 ler
Olayın kahramanı,Medine Müstahkem Mevkii Komutanlığına atanan Fahreddin Paşa
Medine Müstahkem Mevki Komutanlığı görevi verilir verilmez derhal görev yerine ulaşır.
Medineye geldiği günden görev yaptığı son güne kadar Allah Rasulü’nün hizmetkarlığını yapar.
O nun “ En sevgili’nin “ türbesini hergün bizzat elleriyle süpürür.İngiliz saldırıları artmış,durum
gittikçe kötüye gitmektedir.Başkomutan Enver paşa Medine’nin derhal boşaltılmasını istemektedir.
Fahreddin paşa Emre itaati,onurunu,kişiliğini,paşalığını bir kenara bırakır.Bölgenin odru komutanı Cemal paşaya adeta yalvarır ve ısrarı kabül görür.Medine’nin boşaltılmasından vaz geçlir.
Yıl 30 Ekim 1918 anlaşma yapılmış ,Osmanlı devleti artık savaşı fiilen kaybetmiştir artık.Fakat
Bitmeyen bir şey vardır.Fahreddin paşanın En sevgiliye olan sevgisi..Fahreddin paşa devlete
karşı asi durumuna düşsede Medine savunmasına devam eder.İngilizlere teslim olmaz.
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Fahreddin paşaya “ Medinenin teslim emrini yazar.Fahreddin Paşa,
Sadrazamın imzasını tek başına yetersiz görerek Padişahın emrinin kendisine ulaştırılmasını ister.
Padişahın emride kendisine ulaşır.Ancak Fahreddin paşa istanbul işgal altındadır padişah esirdir
Bu iradede geçersizdir der.
Fahredin paşa silah arkadaşlarını Peygamber Efendimiz’in camisinde toplayarak,minbere çıkar. ” Gözyaşları içinde arakadaşları ile birlikte hep bir ağızdan “Teslim olmayacağız,Teslim olmayacağız “ diye haykırırlar ses kubbede çınlar .Hz.Muhammedin ( a.s )huzurunda ona söz verirler: “Seni terk etmeyeceğiz “ diyrek.
Faka ne kadar drenilirse direilsn acı son gelmiştir.İngilizlerle br teslim protoklü imzalnmak zorunda
Kalınır.Fahreddin Paşa Peygamber (s.a.s ) türbesini son kez ziyaret edip onunla vedalaşmak ister.Türbeye girer bir türlü çıkmak istemez emir erinden şahsi eşyalarını getirmesini ister.Amacı
oraya yerleşmektir.Ancak igilizler ve araplar itiraz eder.Türk subayları Fahreddin Paşanın bir boşluğundan yararlanıp aniden kucaklayıp onu dışarı çıkarırlar.
Fahreddin Paşa gözyaşları içinde elini kaldırarak Allah Rasulünden af diler.” Ya Resulallah senin
Yolunda canımzı veremedik.....” der.
KAYNAK

YAHYA KEMAL VE HIRKA-İ SAADET DAİRESİ
Yahya Kemal, mütarekenin kahırlı karanlık havasından,birgün topkapı sarayına sığınır.Bütün gününü oarada geçirir ve şunları anlatır.
“ Reven köşkünde gezinirken kulağıma ,derinlerden bir Kuran sesi geldi.Birden bire islam mimarisini tam mamasıyla gördüm.Çünki İslam mimarisinin içine, bir ruh gibi rahle başında
bir Kuran sesi lazım.O ses olmadığı zaman bu mimari kuru bir şekilde gözüküyor.
Görevlilere bu Kuran sesinin nereden geldiğini sordum.Rehberim Lütfi bey “Hırka-i Saadet dairesi’nden “ dedi.
“Hırka-i Saadet’te ne zamandır hatim indiriliyor? “ diye sorduğumda ,Lütfi bey gülümseyerek kulağıma dediki: “ Her gün ,her saat ! Dörtyüz seneden beri geceli gündüzlü bilfasıla...”
Hayretten gözlerim kapanmış, dinlyordum.Lütfi Bey biraz malumat verdi. “ Yavuz Sultan selim, hilafetin alameti olan Hırka-i Şerif, Sened-i Şerif ve diğer diğer Emaneti Mübareke’yi mısırdan istanbula hatimler indirerek getirmiştir.İstanbula vardığı gece, Sarayda yüksek bir yere yerleştirmiş;mimar başı ve ustalar asıl tevdi olunacak makamı harıl harıl inşa ederlerken sefer
Yorgunluğuna bakmaksızın sabaha kadar ayakta beklemiş.O gece geceli gündüzlü Kur’an okunması için de bir vazife tertip ederek , kırkıncısı bizzat kendisi olmak üzere ,kırk hafız tayin
eylemiş.İşte o günden bu güne ,u dairede bir saniye ara vermeksizin Kur’an okunuyor:Bu hafızlar
kırk kişi olup ikişerli olarak, daimi olarak nöbetleşe görevlerini ifa ederler.” Bu sarayın içinde dört yüz seneden beri olmuş ihtilalller,haller,kıtaller, bu Kur’an sesini bir an bile susturananış,bu hadiseyi idrak ettikten sonra İstanbuldan niçin çıkarılmıyoruz ? Bu şüpheyi halleder gibi oldum “ diyor.
KAYNAK

Mehmet Akif yaşadığı bir hatıratını şöyle nakletmektedir:Mehmet Akif sabah namazını kılmak için Ayasofya camii’ne gider.Camiye oldukça erken gelmiştir.Orda gözyaşı içinde yalvarıp yakaran birini görür.Üç gün üst üste aynı zatı sabah namazında aynı yerde hep ağlarken göz yaşı dökerken bulur.
Akif adamın bu haline dayanamaz adama sokularak “ Dostum Allahın rahmetinden bu kadar ümidini kesme .Zira Allahtan kafirlerden başka hiç kimse ümidini kesmez “ der.Adamın konuşmaya mecali yoktur.El harketiyle başımımdan git beni meşgül etme der.Fakat Akif kararlıdır bu adamı bukadar ağlatan şeyin ne olduğunu öğrenmek ister.Adamın yanından ayrılmaz vede
Israrla niçin böyle ağladığını sorar.Adam başından geçenleri bir bir anlatmaya başlar. “ Ben ordu
Mensubuydum.Abdülhamid zamanında orduda binbaşı idim.Bir gün babamın ölüm haberin aldım.Babam servet sahibi zengin bir insandı.Bağları bahçeleri avrdı.Oda ölünce bütün bu mallara
Benim sahip çıkmam gerekiyordu.Ordudan ayrılıp işlerimin başına dönmeye karar verdim.Durrumumu anlatan bir dilekçeyle saraya müracat ettim.Bir kaç gün sonra dilekçeme cevap geldi “ istifanız kabul edilmemiştir “ diye.Bunun üzerine ikinci bir dilekçe yazarak Sadarete baş vurdum.Oradanda aynı cevap geldi.Başka bir yol kalmadığı için durumumu anlatan bir mektupla doğrudan Hünkara başvurdum.Oradanda gelen cevap aynı oldu.Bu defa hünkarala bizzat görüşme talebinde bulundum beni kabul buyurdular.Durumumu yüz yüze hünkara tekrar
Anlattım.Hiç cevap vermediler ve bir müddet sessiz durdular.Ben ısrar edincede “ Peki istifanı kabul ettik “ dediler. Elinin tersiyle de,gidebilirsin işaretini verdiler.
İstifamı istemiyerek benim ısrarım üzerine kabul ettikleri hünkarın mimiklerinden belli oluyordu.
Huzurdan çıktım artık serbesttim.Malımın mülkümün başına geçebilecektim.
O gecebir rüya gördüm;
Rüyamda Allah Rasulü ordumuzu teftiş ediyordu.Etrafında 4 halife ile birlikteydi.Bir adım geridede
Abdülhamid Han hazretleri el pençe , edep içinde divan duruyordu.Bölük bölük tabur tabur askerler geldi ve geçti Allah Rasulu onları memnun yüz aydınlığı içerisinde teftiş ettiler.Bir aralık
Dağınık bir tabur geçmeye başladı.Başlarında kumandanları yoktu.Biraz dikkat edince taburumu
tanıdım.Darma dağınık geçiyorlardı. Efendimiz mübarek yüzlerini Abdülhamd’e döndü.Abdülhamid başını eğmiş olduğu halde , “ Ya Resulullah israrla istifasını istedi.Neticede de
İstifa etti “ cevabını verdi.Allah Rasulü elinin tersiyle “ Senin istifa ettirdiğini bizde istifa ettirdik “
dediler.Dünyam başıma yıkılmıştı ve o gün bugün ben hep böyleyim.Şimdi, söyle bana, ben ağlamayayım da kimler ağlasın ? “ diyordu.
Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi
Yazar

II Abdulhamit dönemi Osmanlıda demiryolu çalışmalarının en yoğun olduğu dönemdir.Bu demir yolundan biriside hicaz demir yoludur.Bu demir yolu çalışmalarının amaçlarından biride Osmanlıya
Hicaz demiryolu 1200 km olup Şamdan Medineye,oradan Mekkeye oradanda cidde ve bağdata ulaşır.Maliyeti 4 milyon olarak Hesaplanır.
Sultan islam aleminin himmetine baş vurarak kendiside 50 bin lira bağış yaparak bu kampanyaya önderlik eder.Memurlar birer aylık maaşlarını bağışlarlar,fakir hint müslümanları 40 bin lira toplayıp gönderirler. Türkistan, Kafkasya,Çin, Cava, Samutra, Bosna-Hersek,Kuzey Afrika ,Anadolu ve arap aleminden para akar. Bağışlar bir anda milyonları aşar.Hat bittiğinde borcu kalmaz hatta kara geçen tek hattır burası.
Projede Almanlar,İtalyanlar,İngilizler,Fransızlar ve rumlarda çalışır.Kutsal topraklara yabancıların girmesi yasak olduğundan kutsal topraklara yaklaşınca yabancılar devre dışı kalır.
Kalan kısmın yapımını türk işçiler üstlenir.Medine-i Münevvereye yaklaşılınca yaklaşık 30 km lik rayların altına keçe döşenir.Allah Rasulünün manevi şahsiyesi gürültüden rahatsız olmasın diye Lokometif şehre medineye yaklaşınca istim keser ( hız keser ) yavaşça perona yaklaşır.Yolcuların her biri Tirenden inerlerken büyük bir titizlik içerisinde saygı ve edeple ayaklarının uçlarına basarak sessizce trenden inerler.30 km itibaren keçe döşenen raylara Allah Rasulüne olan sevgi ve saygıdan dolayı gül suyu dökülür.
SULTAN ABDÜLHAMİD’İN HASSASİYETİ
Osmanlı devleti tam 600 yıl islamın bayraktarlığını yapmıştır.İslama karşı Hırıstıyan dünyasından gelen her türlü tehdide karşı mücadele etmeyi her zaman kendisine bir görev saymıştır.Bu anlamda ordusuna “ Mehmetcik” Asakir-i Mansurei Muhammediye “Hazireti Peygamberin ismini koyan başa bir millet daha yoktur.
Osmanlının en güçsüz ve buhranlı zamanlarının yaşandığı bir devirdir.Allah Rasülü’nü aşağılayan
Bir tiyatro Fransa’da sahnelenmek istenmektedir.Sultan Abdülhamid devletler platformunda Volterin “ Muhammed yahut Taassup “ adlı piyesine son derece sert bir tepki gösterir.piyesin
sahneye konulmamasını aksi halde bunun siyasi bir mesele yapılacağını elçilik vasıtası ile Fransız
hükümetine iletir.Bunun üzerine Fransız hükümeti peyesin sahnelenmesini yasaklar.Ancak aynı
oyun İngilterede tekrar gösterime konulmak istenir.Sultan Abdülhamid aynı şekilde ingiltereye
sert bir dille yine ültümaton gönderir.İngiltere hükümeti bunun bir fikir hüriyeti oldğunu bu nedenle bu gösterimin engellenemeyeceğini söyler. Bunun üzerine Sultan Abdulhamid İngiltere hükümetine ikinci bir ültimaton yazdırır ültimaton aunen şöyledir. ” Müslümanların halifesi olarak,İngilizler Peygamberimizi aşağılayacı bir hereket içindedir. “ diye islam alemine
bildiri göndereceğim ve ülkenize karşı büyük cihad ilan edeceğim “der.İngilizler çaresiz
Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi
Yazar

MEDİNE’NİN DİLEKÇESİNE SAYGI
Osmanlı Sultanlarının Mekke ve Medine Şehirlerine karşı hassasiyetleri bilinmektedir.Bunlardan
Biride Sultan Abdülaziz dir. Medineden Sultan Abdülaziz ulaştırılmak üzere bir dilekçe gönderilir.
Sultan Abdülaziz dilekçenin Medineden geldiğini duyunca yerinden kalkamayacak kadar hasta olmasına rağmen yanndakilere “ Beni ayağa kaldırınız,Beni ayağa kaldırınız ‘der. Sonra şöyle
İlave eder. Medine’den gelen dilekçeyi yatarak dinleyemem der.
Sultan Abdülaziz’in adetidir.Medineden gelen her postayı eline almadan önce abdest tazlelmiştir.
“ Bunlarda Peygamber Şehrinin tozu var deyip “öpüp anlına koyduktan sonra koklayarak açmıştır.
İşte Allah Rasulüne saygının zşrvesi.
SULTAN ABDÜLAZİZ’İN RAVZA-İ MUTAHHARA’YA TAKDİM ETTİĞİ ARZUHAL
Abdülaziz’in Hazireti Peygamberin ( a.s ) ruhaniyetine yazdığı ve mühürleyip medineye gönderdği mektup,her nasılsa istanbula geri geliyor
.Bugun Topkapı sarayı Hırka-i Saadet dairesinde korunan mektupta Sultan Abdülaziz Hazireti Peygambere ümmet ,mekke ve medineye hadim olma şerefine kavuştuğunu belirttikten sonra,mümünlerin kendisine emanet edildiğini,ancak mümünlerin inkara zorlandığınını ve küfür ehlinin inatçıların elinde hor ve hakir kaldığınıbelirtiyor.Bu yolda Allah Rasulün’ün manevi şahsiyetinden dünya ahret yardım talep ediyor.Üzerindeki bütün emanetlerin icabını layıkı ile yerine getirmek,Allah ve kul haklarını eda etmek,gizli ve açık bütün düşmanlara karşı galip gelmek,bütün müminlerle birlikte rızayı ilahiye muafık olarak sağlık sıhat ve afiyet içinde beraberce ömür sürmek,mahşer günü ırzı yıkılmdan ilk girenlerle beraber cennete
girmek için Resullulah’ın ( s.a.) ruhaniyetine sığınıp yardım diliyor.Günahkar bir kul olarak Resulluhtan böyle bir talepte bulunduğu içinde Hz Peygamberden tekrar tekrar özür diliyor.
Tarihlerin naklettiğine göre Sultan Abdülaziz Hz peygambere (s.a.s ) son derece hürmetkar
Bir padişahtı.Medine-i Münevvereden ne zaman bir mektup gelse abdest tazeler; “ Bunlarda
Medine-i Münevvere’nin tozu var. “ diyerek öpüp anlına koyar daha sonra baş katibe okuturdu.
Bir defasında hasta yatağında iken Medine-i Münevvereden bir dilekçe gelmiş.Padişah “ Derhal beni ayağa kaldırınız Allah Rasulüne komşu olanların dilekçeleri böyle ayak uzatılarak edebe
mugayir bir şekil
kaynak osmanlıda peygamber sevgisi
Yazar
de dinlenmez “ diyerek Resullulaha karşı sevgi ve hürmetini göstermiş oluyordu.