26 Eylül 2008 Cuma

FAHREDDİN PAŞA’NIN GÖZ YAŞLARI




FAHREDDİN PAŞA’NIN GÖZ YAŞLARI

1517 ‘ de başlayan ve 401 yıllık süren Mekke ve Medinene’nin “Hadimü’l haremeynlik hizmetinin

Artık sonuna gelinmiştir.Osmanlı devleti mütefiklerinin yenik sayılması ile birlikte 1 Dünya savaşı’nı kaybetmiştir.Koca çınar yıkılmıştır artık. 4 yıllık savaşın ardından bu beldelerde tarihin

en büyük can zaiyatı verilmiş, bu topraklar üzerindeki azılı boğuşmanın neticesinde tam bir milyon dörtyüzbin insanımızı kaybetmiştik.Büyük Çınarın devrilişinde bile Medine’nin ayrı bir yeri vardır.

Yer :Medine

Olay :Medine savunması

Tarih :1917-18 ler

Olayın kahramanı,Medine Müstahkem Mevkii Komutanlığına atanan Fahreddin Paşa

Medine Müstahkem Mevki Komutanlığı görevi verilir verilmez derhal görev yerine ulaşır.

Medineye geldiği günden görev yaptığı son güne kadar Allah Rasulü’nün hizmetkarlığını yapar.

O nun “ En sevgili’nin “ türbesini hergün bizzat elleriyle süpürür.İngiliz saldırıları artmış,durum

gittikçe kötüye gitmektedir.Başkomutan Enver paşa Medine’nin derhal boşaltılmasını istemektedir.

Fahreddin paşa Emre itaati,onurunu,kişiliğini,paşalığını bir kenara bırakır.Bölgenin odru komutanı Cemal paşaya adeta yalvarır ve ısrarı kabül görür.Medine’nin boşaltılmasından vaz geçlir.

Yıl 30 Ekim 1918 anlaşma yapılmış ,Osmanlı devleti artık savaşı fiilen kaybetmiştir artık.Fakat

Bitmeyen bir şey vardır.Fahreddin paşanın En sevgiliye olan sevgisi..Fahreddin paşa devlete

karşı asi durumuna düşsede Medine savunmasına devam eder.İngilizlere teslim olmaz.

Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Fahreddin paşaya “ Medinenin teslim emrini yazar.Fahreddin Paşa,

Sadrazamın imzasını tek başına yetersiz görerek Padişahın emrinin kendisine ulaştırılmasını ister.

Padişahın emride kendisine ulaşır.Ancak Fahreddin paşa istanbul işgal altındadır padişah esirdir

Bu iradede geçersizdir der.

Fahredin paşa silah arkadaşlarını Peygamber Efendimiz’in camisinde toplayarak,minbere çıkar. ” Gözyaşları içinde arakadaşları ile birlikte hep bir ağızdan “Teslim olmayacağız,Teslim olmayacağız “ diye haykırırlar ses kubbede çınlar .Hz.Muhammedin ( a.s )huzurunda ona söz verirler: “Seni terk etmeyeceğiz “ diyrek.

Faka ne kadar drenilirse direilsn acı son gelmiştir.İngilizlerle br teslim protoklü imzalnmak zorunda

Kalınır.Fahreddin Paşa Peygamber (s.a.s ) türbesini son kez ziyaret edip onunla vedalaşmak ister.Türbeye girer bir türlü çıkmak istemez emir erinden şahsi eşyalarını getirmesini ister.Amacı

oraya yerleşmektir.Ancak igilizler ve araplar itiraz eder.Türk subayları Fahreddin Paşanın bir boşluğundan yararlanıp aniden kucaklayıp onu dışarı çıkarırlar.

Fahreddin Paşa gözyaşları içinde elini kaldırarak Allah Rasulünden af diler.” Ya Resulallah senin

Yolunda canımzı veremedik.....” der.


KAYNAK

OSMANLIDA PEYGAMBER SEVGİSİ

ZİYA DEMİREL- AVNİ ARSLAN

YAHYA KEMAL VE HIRKA-İ SAADET DAİRESİ


YAHYA KEMAL VE HIRKA-İ SAADET DAİRESİ

Yahya Kemal, mütarekenin kahırlı karanlık havasından,birgün topkapı sarayına sığınır.Bütün gününü oarada geçirir ve şunları anlatır.

Reven köşkünde gezinirken kulağıma ,derinlerden bir Kuran sesi geldi.Birden bire islam mimarisini tam mamasıyla gördüm.Çünki İslam mimarisinin içine, bir ruh gibi rahle başında

bir Kuran sesi lazım.O ses olmadığı zaman bu mimari kuru bir şekilde gözüküyor.

Görevlilere bu Kuran sesinin nereden geldiğini sordum.Rehberim Lütfi bey “Hırka-i Saadet dairesi’nden “ dedi.

“Hırka-i Saadet’te ne zamandır hatim indiriliyor? “ diye sorduğumda ,Lütfi bey gülümseyerek kulağıma dediki: “ Her gün ,her saat ! Dörtyüz seneden beri geceli gündüzlü bilfasıla...”

Hayretten gözlerim kapanmış, dinlyordum.Lütfi Bey biraz malumat verdi. “ Yavuz Sultan selim, hilafetin alameti olan Hırka-i Şerif, Sened-i Şerif ve diğer diğer Emaneti Mübareke’yi mısırdan istanbula hatimler indirerek getirmiştir.İstanbula vardığı gece, Sarayda yüksek bir yere yerleştirmiş;mimar başı ve ustalar asıl tevdi olunacak makamı harıl harıl inşa ederlerken sefer

Yorgunluğuna bakmaksızın sabaha kadar ayakta beklemiş.O gece geceli gündüzlü Kur’an okunması için de bir vazife tertip ederek , kırkıncısı bizzat kendisi olmak üzere ,kırk hafız tayin

eylemiş.İşte o günden bu güne ,u dairede bir saniye ara vermeksizin Kur’an okunuyor:Bu hafızlar

kırk kişi olup ikişerli olarak, daimi olarak nöbetleşe görevlerini ifa ederler.” Bu sarayın içinde dört yüz seneden beri olmuş ihtilalller,haller,kıtaller, bu Kur’an sesini bir an bile susturananış,bu hadiseyi idrak ettikten sonra İstanbuldan niçin çıkarılmıyoruz ? Bu şüpheyi halleder gibi oldum “ diyor.

KAYNAK

OSMANLIDA PEYGAMBER SEVGİSİ

ZİYA DEMİREL- AVNİ ARSLAN

SENİN İSTİFA ETTİRDİĞİNİ BİZDE İSTİFA ETDİRDİK


SENİN İSTİFA ETTİRDİĞİNİ BİZDE İSTİFA ETDİRDİK

Mehmet Akif yaşadığı bir hatıratını şöyle nakletmektedir:Mehmet Akif sabah namazını kılmak için Ayasofya camii’ne gider.Camiye oldukça erken gelmiştir.Orda gözyaşı içinde yalvarıp yakaran birini görür.Üç gün üst üste aynı zatı sabah namazında aynı yerde hep ağlarken göz yaşı dökerken bulur.

Akif adamın bu haline dayanamaz adama sokularak “ Dostum Allahın rahmetinden bu kadar ümidini kesme .Zira Allahtan kafirlerden başka hiç kimse ümidini kesmez “ der.Adamın konuşmaya mecali yoktur.El harketiyle başımımdan git beni meşgül etme der.Fakat Akif kararlıdır bu adamı bukadar ağlatan şeyin ne olduğunu öğrenmek ister.Adamın yanından ayrılmaz vede

Israrla niçin böyle ağladığını sorar.Adam başından geçenleri bir bir anlatmaya başlar. “ Ben ordu

Mensubuydum.Abdülhamid zamanında orduda binbaşı idim.Bir gün babamın ölüm haberin aldım.Babam servet sahibi zengin bir insandı.Bağları bahçeleri avrdı.Oda ölünce bütün bu mallara

Benim sahip çıkmam gerekiyordu.Ordudan ayrılıp işlerimin başına dönmeye karar verdim.Durrumumu anlatan bir dilekçeyle saraya müracat ettim.Bir kaç gün sonra dilekçeme cevap geldi “ istifanız kabul edilmemiştir “ diye.Bunun üzerine ikinci bir dilekçe yazarak Sadarete baş vurdum.Oradanda aynı cevap geldi.Başka bir yol kalmadığı için durumumu anlatan bir mektupla doğrudan Hünkara başvurdum.Oradanda gelen cevap aynı oldu.Bu defa hünkarala bizzat görüşme talebinde bulundum beni kabul buyurdular.Durumumu yüz yüze hünkara tekrar

Anlattım.Hiç cevap vermediler ve bir müddet sessiz durdular.Ben ısrar edincede “ Peki istifanı kabul ettik “ dediler. Elinin tersiyle de,gidebilirsin işaretini verdiler.

İstifamı istemiyerek benim ısrarım üzerine kabul ettikleri hünkarın mimiklerinden belli oluyordu.

Huzurdan çıktım artık serbesttim.Malımın mülkümün başına geçebilecektim.

O gecebir rüya gördüm;

Rüyamda Allah Rasulü ordumuzu teftiş ediyordu.Etrafında 4 halife ile birlikteydi.Bir adım geridede

Abdülhamid Han hazretleri el pençe , edep içinde divan duruyordu.Bölük bölük tabur tabur askerler geldi ve geçti Allah Rasulu onları memnun yüz aydınlığı içerisinde teftiş ettiler.Bir aralık

Dağınık bir tabur geçmeye başladı.Başlarında kumandanları yoktu.Biraz dikkat edince taburumu

tanıdım.Darma dağınık geçiyorlardı. Efendimiz mübarek yüzlerini Abdülhamd’e döndü.Abdülhamid başını eğmiş olduğu halde , “ Ya Resulullah israrla istifasını istedi.Neticede de

İstifa etti “ cevabını verdi.Allah Rasulü elinin tersiyle “ Senin istifa ettirdiğini bizde istifa ettirdik “

dediler.Dünyam başıma yıkılmıştı ve o gün bugün ben hep böyleyim.Şimdi, söyle bana, ben ağlamayayım da kimler ağlasın ? “ diyordu.

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

RAYLAR GÜL KOKUYOR



RAYLAR GÜL KOKUYOR

II Abdulhamit dönemi Osmanlıda demiryolu çalışmalarının en yoğun olduğu dönemdir.Bu demir yolundan biriside hicaz demir yoludur.Bu demir yolu çalışmalarının amaçlarından biride Osmanlıya ait uzak beldelerdeki misyonerlik faliyetlerini yakın takibe almaktır.Almanlara verilen bağdat demir yolu hattı bitirildikten sonra Hicaz demiryolu hattına başlanır.

Hicaz demiryolu 1200 km olup Şamdan Medineye,oradan Mekkeye oradanda cidde ve bağdata ulaşır.Maliyeti 4 milyon olarak Hesaplanır.

Sultan islam aleminin himmetine baş vurarak kendiside 50 bin lira bağış yaparak bu kampanyaya önderlik eder.Memurlar birer aylık maaşlarını bağışlarlar,fakir hint müslümanları 40 bin lira toplayıp gönderirler. Türkistan, Kafkasya,Çin, Cava, Samutra, Bosna-Hersek,Kuzey Afrika ,Anadolu ve arap aleminden para akar. Bağışlar bir anda milyonları aşar.Hat bittiğinde borcu kalmaz hatta kara geçen tek hattır burası.

Projede Almanlar,İtalyanlar,İngilizler,Fransızlar ve rumlarda çalışır.Kutsal topraklara yabancıların girmesi yasak olduğundan kutsal topraklara yaklaşınca yabancılar devre dışı kalır.

Kalan kısmın yapımını türk işçiler üstlenir.Medine-i Münevvereye yaklaşılınca yaklaşık 30 km lik rayların altına keçe döşenir.Allah Rasulünün manevi şahsiyesi gürültüden rahatsız olmasın diye Lokometif şehre medineye yaklaşınca istim keser ( hız keser ) yavaşça perona yaklaşır.Yolcuların her biri Tirenden inerlerken büyük bir titizlik içerisinde saygı ve edeple ayaklarının uçlarına basarak sessizce trenden inerler.30 km itibaren keçe döşenen raylara Allah Rasulüne olan sevgi ve saygıdan dolayı gül suyu dökülür.

SULTAN ABDÜLHAMİD’İN HASSASİYETİ

Osmanlı devleti tam 600 yıl islamın bayraktarlığını yapmıştır.İslama karşı Hırıstıyan dünyasından gelen her türlü tehdide karşı mücadele etmeyi her zaman kendisine bir görev saymıştır.Bu anlamda ordusuna “ Mehmetcik” Asakir-i Mansurei Muhammediye “Hazireti Peygamberin ismini koyan başa bir millet daha yoktur.

Osmanlının en güçsüz ve buhranlı zamanlarının yaşandığı bir devirdir.Allah Rasülü’nü aşağılayan

Bir tiyatro Fransa’da sahnelenmek istenmektedir.Sultan Abdülhamid devletler platformunda Volterin “ Muhammed yahut Taassup “ adlı piyesine son derece sert bir tepki gösterir.piyesin

sahneye konulmamasını aksi halde bunun siyasi bir mesele yapılacağını elçilik vasıtası ile Fransız

hükümetine iletir.Bunun üzerine Fransız hükümeti peyesin sahnelenmesini yasaklar.Ancak aynı

oyun İngilterede tekrar gösterime konulmak istenir.Sultan Abdülhamid aynı şekilde ingiltereye

sert bir dille yine ültümaton gönderir.İngiltere hükümeti bunun bir fikir hüriyeti oldğunu bu nedenle bu gösterimin engellenemeyeceğini söyler. Bunun üzerine Sultan Abdulhamid İngiltere hükümetine ikinci bir ültimaton yazdırır ültimaton aunen şöyledir. ” Müslümanların halifesi olarak,İngilizler Peygamberimizi aşağılayacı bir hereket içindedir. “ diye islam alemine

bildiri göndereceğim ve ülkenize karşı büyük cihad ilan edeceğim “der.İngilizler çaresiz tiyatroyu kaldırırlar.


Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

MEDİNE’NİN DİLEKÇESİNE SAYGI


MEDİNE’NİN DİLEKÇESİNE SAYGI

Osmanlı Sultanlarının Mekke ve Medine Şehirlerine karşı hassasiyetleri bilinmektedir.Bunlardan

Biride Sultan Abdülaziz dir. Medineden Sultan Abdülaziz ulaştırılmak üzere bir dilekçe gönderilir.

Sultan Abdülaziz dilekçenin Medineden geldiğini duyunca yerinden kalkamayacak kadar hasta olmasına rağmen yanndakilere “ Beni ayağa kaldırınız,Beni ayağa kaldırınız ‘der. Sonra şöyle

İlave eder. Medine’den gelen dilekçeyi yatarak dinleyemem der.

Sultan Abdülaziz’in adetidir.Medineden gelen her postayı eline almadan önce abdest tazlelmiştir.

“ Bunlarda Peygamber Şehrinin tozu var deyip “öpüp anlına koyduktan sonra koklayarak açmıştır.

İşte Allah Rasulüne saygının zşrvesi.

SULTAN ABDÜLAZİZ’İN RAVZA-İ MUTAHHARA’YA TAKDİM ETTİĞİ ARZUHAL

Abdülaziz’in Hazireti Peygamberin ( a.s ) ruhaniyetine yazdığı ve mühürleyip medineye gönderdği mektup,her nasılsa istanbula geri geliyor

.Bugun Topkapı sarayı Hırka-i Saadet dairesinde korunan mektupta Sultan Abdülaziz Hazireti Peygambere ümmet ,mekke ve medineye hadim olma şerefine kavuştuğunu belirttikten sonra,mümünlerin kendisine emanet edildiğini,ancak mümünlerin inkara zorlandığınını ve küfür ehlinin inatçıların elinde hor ve hakir kaldığınıbelirtiyor.Bu yolda Allah Rasulün’ün manevi şahsiyetinden dünya ahret yardım talep ediyor.Üzerindeki bütün emanetlerin icabını layıkı ile yerine getirmek,Allah ve kul haklarını eda etmek,gizli ve açık bütün düşmanlara karşı galip gelmek,bütün müminlerle birlikte rızayı ilahiye muafık olarak sağlık sıhat ve afiyet içinde beraberce ömür sürmek,mahşer günü ırzı yıkılmdan ilk girenlerle beraber cennete

girmek için Resullulah’ın ( s.a.) ruhaniyetine sığınıp yardım diliyor.Günahkar bir kul olarak Resulluhtan böyle bir talepte bulunduğu içinde Hz Peygamberden tekrar tekrar özür diliyor.

Tarihlerin naklettiğine göre Sultan Abdülaziz Hz peygambere (s.a.s ) son derece hürmetkar

Bir padişahtı.Medine-i Münevvereden ne zaman bir mektup gelse abdest tazeler; “ Bunlarda

Medine-i Münevvere’nin tozu var. “ diyerek öpüp anlına koyar daha sonra baş katibe okuturdu.

Bir defasında hasta yatağında iken Medine-i Münevvereden bir dilekçe gelmiş.Padişah “ Derhal beni ayağa kaldırınız Allah Rasulüne komşu olanların dilekçeleri böyle ayak uzatılarak edebe

mugayir bir şekil

kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

de dinlenmez “ diyerek Resullulaha karşı sevgi ve hürmetini göstermiş oluyordu.


AYAĞIN BAŞIMA TAÇ OLA


AYAĞIN BAŞIMA TAÇ OLA

Sultan Ahmed devletin gailelerinin yoğun olduğu bir dönemde tahta çıkmıştır.Genç yaşta düntadan ayrılmıştır.Maneviyet yüklü ,içli duygulu dertli bir padişahtır.Derdi dünya ile ilgili

değil, ötelerle ilgili olmuştur hep.İstanbulun en görkemli camilerinden Sultan Ahmet Camii’nin

banisidir.Öyleki caminin yapılması için her şeyini vermiş,benimde emeğim olsun diye sırtında

taş taşımıştır.Ötelerin derdi onu yatağında yatırmaz olmuştur artık.Bir gün acep bir teselli bulurmuyum diye kimseden habersiz Topkapı sarayı’ndaki Kutsal Emabetler Dairesi’nin

Has oda’nın yolunu tutar.Allah Rasülünün,en sevgilininnalınlarını eline alır,iki gözü iki çeşme

Ağlar,ağalar,kendinden geçer,güzel gönlünün mırıltıları dudaklarından dökülmeye başlar.

“N’ola tacım gibi başımda götürsem daim

Kadem-İ pakini ( resmini ) ol Hazireti Şah-ı Resulün

Gül-i Gülzar-ı nübüvet o kadem sahibidir.

Bahtiya (AMEDA ) durma yüzün sür kademine o gülün

Yani,

Keşke Peygamberler şahının o temiz ayaklarının nalinini bir taç gibi başımda taşıyabilsem.

O ayağın sahibi,Peygamberlik bahçesinin gülüdür.Öyleyse ey Bahtiyar Ahmed sende yüzünü

Ayağına sür o gülün” der. Bundan böyle I Ahmed, sarığına taktığı sorgucun içine Efendimizin (s.a.s. ) ayak izinin resmini koydurarak gönlünün sızısını dindirmeye çalışmıştır.

YEDİNCİ MİNARE OLMADAN ASLA

Öyle bir cami yaptıracağım ki,dünyaya örnek olacak “ diyerek temelleri atılan Sultanahmet Camii’nin inşaatı bitmiş,sıra minarlererinin yapılmasına gelmiştir.Sultan Ahmed yaptırdığı caminin 6 minareli olmasını ister,fakat o dönemde 6 minarelitek cami vardır;oda Kabe’dir.Kabe’ye 7 minare

Eklenir.Ardından Sultanahmed camisi 6 minaresiyle dünyada tek 6 minareli cami olarak yerini alır.


GÜL YAĞI İLE KARIŞTIRILAN HARÇ

Osmanlının Peygamber ( a.s ) şehirlerine hizmeti Yavuz Sultan Selim’in Hicaz topraklarını almasıyla başlar.Ancak ondan öncede bu kutlu şehirlerin ve hacıların ihtiyaçları Osmanlılar

Tarafından hep düşünülmüştür.Öyleki Sultan Fatih, Memluk Hükümfarı Kayıtbay’a bir ültümaton

Göndererek “ Ya Hicaz su yollarını tamir et,su getir yada müsade et ben yapayım “ demişir.

Memluk hükümdarı bu teklifi kabül etmeyince Osmanlı ve Memluklüler arasında gerginlik

Yaşanmış savaş için burun buruna gelinmiştir.

Medine’nin Osmanlı topraklarına katılmasıyla beraber artık “ En Sevgili’nin makamını aydınlatan kandillerde asla normal kandil yağı kullanılmamıştır.Yakılan hep ” Gül yağı” olmuştur.

İmparatorluğun son zamanları,en sıkıntılı dönemlerdir.1853-1856 Osmanlı –Rus harbi yani

Kırım savaşının masrafları bile İngiliz ve Fransızlardan borç alınarak karşılanmıştır.Ne varki

Allah Rasulü’nün türbeside tamir edilecektir.Tamir sırasında inşaat harcı su ile karıştırılmaz;

Harç gül suyu ile karıştırılır.


Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

KUTSAL BELDELERDE YAPILAN TAMİRAT VE PEYGAMBER MEMMUNİYETİ


KUTSAL BELDELERDE YAPILAN TAMİRAT VE PEYGAMBER MEMMUNİYETİ

Peygamberimizin Hazireti Muhammed ( sallallahü elhi vesellim.) in ayak izini başına taç yapıp

Gezdiren I Ahmed’in kabe-i şerif’te yaptığı tamiratın serancamı çok daha çarpıcı ve hayret

Uayndırıcıdır.Sultan Ahmed babsı III Mehmed’den kalma 50 bin sikke ve üzerine 227 elmas taş bulunan bir yüzüğü kabe’nin tamiri için vakfetmiştir.Mukaddes emanetleri korumakla görevli

Murtaza isminde bir zat bu konuyla ilgili gördüğü bir rüyayı şöyle anlatır.Nöbet sırası bana

Gelmişti.Yatsı namazımı kıldıktan sonra abdestli olarak yattım zahiren gözüm kapalı idi ama

Kalp gözüm açık idi.Biraz sonra gördümki cisim halinde bazı varlıklar peyda oldular.Bunlardan

Biri bana dediki “Gaflet etme uyan ve halkın yürüdüğü yöne doğru yürü ki,Peygamber Efendimiz

buraya gelmişler ve bu mekanı şereflendirmişler. “ Bende sultanın tahtı tarafına yürüdüm ve

gördümki ; Peygamberimiz ashabı ile birlikte eski altın oluğun bulunduğu kısımda sohbet ederler.

Onlardan birisinin elinde paha biçilmez bir yüzük ile benden tara geldiğini gördüm.Ben dedimki

“ Bu Sultan Ahmed Han’ın yüzüğüdür” O kimse onu getirip bana dediki : “ Bunu görüyormusun ?

“ Bu yüzük Hz peygamberin makbulü olmuştur.Yani Hz Peygamber Bu yüzükten çok memmun kalmışlardır.”

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

KANUNİ’NİN RÜYASI


KANUNİ’NİN RÜYASI

Osmanlının kalsik eserlerinde Kanuni Sultan Süleyman’ın rüyasında Peygamberimiz ( a.s.) gördüğü ve peygamberimizin ona şöyle buyurduğu nakledilmektedir.” Belgard,Rodos ve bağdat

Kalelerini fethedesin; sonrada benim şehrimi imar edesin.” Kanuni Sultan Süleyman Peygamberimize olan muhabbet ve sevgisini şu sözleri ile ilan etmiştir.

Allah Allah diyelim

Sancak-ı şahı çekelim

Yürüyüp her yandan şarka asker çekelim

Umarım rehber ola bize

Ebu Bekir ve Ömer

Ey dost yürüyüp şarka asker çekelim.

Kanuni Sultan Süleyman Rüyasında peygamberden aldığı emir üzerine haremeyn-imar ve iskan projesini başlatmış,hatta vasiyetinde şahsi servetiyle,hacılar için su getirilmesi içim bir vakıf

Kurulmasını tayin etmiştir.Medinenin etrafının surlarla çevrilmesinden sonra Kanuni Sultan Süleymanın kızı Mihriban Sultan,arafat’ta bulunan ayn-ı Zübeyde suyunu,Mekke-i Mükerremeye

Ulaştırarak,şehri suya kavuşturmuştur

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

.

PEYGAMBER SANCAĞINA SAYGI


PEYGAMBER SANCAĞINA SAYGI

Osmanlı Devletinde Peygamber sancağı ( sancak-ı şerif ) ordunun sefere çıkmasından 40 gün önce muhafaza edildiği sandıktan çıkartılırdı.Sancağın göndere çekimesi devlet erkanınında katıldığı resmi bir törenle yapılır,devlet erkanını tatlı bir heyacan sarardı.O gün sancak-ı şerif

bizzat padişah tarafından omuza alınıp has odadan arz odasına arz odasına alınırdı.Padişah

sancağı öperek vezire takdim eder kendisini sefere memur tayin ettiğini söyleyip muvaffakiyetler dilerdi.Şeyhül islam ve ulamadan zatlar dua ederdi.

Sadrazam sancak-ı şerif’in önünde,padişah arkasında orduyu fetih suresini okuyarak sefere uğurlarlardı.Sancak-ı şerif için ordu içinde müstakil bir çadır kurulur,etrafında seyit ve şeriflerden müteşekkil bir cemaat devamlı surette Fetih Suresi’ni okurlardı.

LİVA-İ ŞERİF TAKIMI

Sancak-ı şerif harp sahasında iken hizmet ve muhafaza ile meşgul olan askeri erkana LİVA-İ ŞERİF TAKIMI denirdi.Sancak-ı şerif merasimleride istanbul halkı için hususi bir önem arz ederdi.

Halk Ayasofya meydanından Edirnekapı’ya, oradanda Davutpaşa’ya t kadar töreniz izlemek için yollara dökülürdü.Hastalar ,çocuklar,derdi olanlar için sancak-ı şerifi görmek sevap ve umut

vesilesi sayılırdı.Sevgili Peygamberimiz den arkaya kalan bu sancağı Osmanlı sultanları Peygamberimize olan aşk derecesindeki sevgilerinden dolayı çok özel bir biçimde korumuşlardır.

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

BİLMEZ MİSİN HASAN CAN BİZ EMİR OLUNMADIKÇA KIPIRDAMAYIZ


BİLMEZ MİSİN HASAN CAN BİZ EMİR OLUNMADIKÇA KIPIRDAMAYIZ

Sekiz yıllık saltnatını seksen yıla sığdırankoca Yavuz’un Mısır seferine niyetlendiği günlerdir.

Son Abbasi Halifesi Mütevekkilallah Mısır’da bulunmaktadır.Halifenin etkinliği kalmamasına

Rağmen ,Yavuz kendisini incitmekten çekinmektedir.Nede olsa Hilafet makamındadır.Zembilli Ali Efendi ve İbn-i Kemal Paşa sultanı iknaya çalışırlar.Yavuz huzursuzdur.Seferin gerekliliğine

İnanmakla birlikte düşünce dünyasında gel gitler yaşamaktadır.Bu duygular içinde yavuz

Kendisini ibadete verir ve sabahlara kadar ibadetle meşgül olur.Yavuz manevi bir işaret

Beklemektedir.En yakın dostu sır arkadaşı Hasan Can’ı arayıp sorar.

-Nerelerdeydin göremedim seni ?

-Birazcık dalmıştım efendim.

-Öyleyse rüyanı anlat

-Şaşıran Hasan Can dikkate değer bir rüya gördüğümü hatırlamıyorum efendim der.

- Olacak işmi! Hasan,insan uyurda rüya görmezmi? Görmen lazım

Hasan Can üzerindeği şaşkınlığı atmadan ,Yavuzun yanından kendi kendine
konuşmaya Başlar.” Tuhaf der sultan bir işaret bekliyor ama acep ne olaki der .“
Tam bu esnada bir başka hasan Kapıcı başı Hasan efendi Hasan Can’a yaklaşır.” Ben der garip bir rüya gördüm,fakat bunu şimdi sultana nasıl anlatmalı ?

Hasan can bir taraftan şaşırır,bir taraftanda aradığı inciyi bulmuş gibidir. tuttuğu gibi Hasan Efendiyi çıkarır yavuzun karşısına:

- Hünkarım akşam çadırınızın önünde nöbet tıutmakta idim.Bir ara dalmışım yada ö yle sanıyorum zira mekan aynı mekan ve ben ayaktaidim..Yakaza gibi bir haldi baktım dört atlı

Çadırınıza doğru yaklaşıyordu.Hemen davrandım karşılarına çıktım.Güya kendilerine kimsiniz

Necisiniz diye soracaktım.Ancak betim benzim soldu.Dona kaldım.Bir farklılık vardı atlar çok asildi ve yere bastıklarını görmüyordum.Atlar hem heybetli hemde sevimli idi.Bırakın parola sormayı,eteklerine kapanıp ellerini öpmek istedim.Ziyaretciler Hünakrımızı sordular.Çadırdan dışarı ışık sızıyordu kendileri meşgül olmalılar dedim.Öndeki atlı iyi dedi rahatsız etme sabahleyin

geldiğimi iletirsin.Biz Kainatın Efendisinin Ashabındanız.Efendimiz Muahmme Mustafa Sallallahü eleyhi ve sellem Selim hana selam söyledi ve buyurdular ki;” Haremeyn’inhizmeti kendisine verildi.” Asil atlarla gelen nurani şahsiyetler geldikleri gibi hızla uzaklaştılar.Bir anda gözden kayboldular.Arkalarında helezon bir çizgi bıraktılar..Tam “ bunlar kim acaba “ diye düşünüyordumki bir ses “Nasıl tamızassın “ dedi Öndeki Hz Ebubekir,Yanındakiler Ömer ,Osman

ve Ali ( radyallühü anhüm ) dediğini duydum

Yavuz heyacanlanmıştır.Gözyaşları içinde rüyayı dikkatlice dinler ve hasan cana dönerek tarihe altın harflerle yazılacak şu sözü söyler.” Bilmezmisinki Hasan Can biz emir olunmadıkça hiç bir

Yere kıpırdamayız.İşte şimdi tamam mısır yolu gözüktü der.

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

MEKKE VE MEDİNE’YE ASILMAYAN OSMANLI SANCAĞI


MEKKE VE MEDİNE’YE ASILMAYAN OSMANLI SANCAĞI

Mekke ve Medine islamın iki kutsal kenti zaman zaman çeşitli toplumlar tarafından ele geçirilmiş ve yönetilmiştir.Osmanlılar mısır seferi sonunda Sultan Yavuz döneminde (1516-1517 ) tarihinde bu kutsal beldelere sahip

Olmuştur.

Osmanlı sultanı Yavuz Selim han kutsal şehirlere olan saygısından dolayı

Bu şehirleri kılıç çekmeden,savaşmadan aldığından ve tevazunun bir gereği

olarak “Hakimül Haremeyn “ katsal yerlerin hakimi denmesini istemeyip,

“ Hadimül Haremeyn “ Kutsal yerlerin hizmetcisi denmesini istemiştir.

Yavuz döneminden başlayarak , Sultan Abdülaziz dönemine kadar osmanlı tam üç yüz yıl Mekke ve Medine’ye olan saygılarından dolayı Osmanlı sancağını buralara asmamışlardır.

HADİM’ ÜL –HAREMEYN

Nebiler diyarı Yavuz Sultan Selim İçin ayrı bir ehemiyet arzediyordu. Hünkarın oralara karşı hürmeti bambaşka idi.Mısır feth edilmesi ile birlikte hilafet osmanlıya geçmiş, artık camilerde hutbeler Yavuz Sultan Selim adına okunur olmuştu. Hutbelerde kendisinden Mekke ve Medinenin hakimi anlamına gelen Hakimül Harameyn diye bahsediliyordu.

Yine birgün koca hünkar bir Cuma namazı için Halep Ulu camine gelmişti.

İmam minbere çıkıp kendisine dönük olarak Mekke ve Medinenin hakimi anlamına Hakimu’l Haremeyn sıfatıyla hutbe irad edince koca sultan ayağa kalktı ve şu ifadeler döküldü ağzından. “Hayır hayır Hakimu’l Haremeyn değil, mekke ve medinenin hizmetkarı anlamına gelen Hadimül Haremeyn “ denilmesini istedi .Bundan sonra camilerde hutbeler Hadimül Haremeyn (mekke ve medinenin hizmetkarı ) olarak irad edildi.Bu hadise Yavuz’un Resulüllah’a ne kadar bağlı

olduğunu en bariz örneğidir.

kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

HIRKA-İ SAADET DAİRESİ’NİN TOZUNA DUYULAN SEVGİ


HIRKA-İ SAADET DAİRESİ’NİN TOZUNA DUYULAN SEVGİ

Osmanlı Devleti’nde Hırka-i Saadet’in önemli bir yeri vardı.Burasının bakımı,onarımı ve korunması için özel bir kanun çıkarılmıştı.Mukaddes emanetlerin bulunduğu daireye “ İç oğlanlar’dan 40 kişilik muhafız himet

ederdi.Bunlar ENDERUN denilen SARAY ÜNİVERSİTESİNDEN mezun olan subaylardı.Bu subaylar kırklar adıyla anılırdı.Hırka-i Saadet ağaları paşalardan daha fazla itibar görürlerdi.

Ramazanın ikinci haftası Mukaddes emanetler revan köşküne taşınırdı. Hırka-i Saadet Dairesi temizliğine Padişah,Şeyhülislam ve Sadrazam bizzat katılırdı.Temizlik günü Has Odalar,gül suyuna batırılmış süngerlerle temizlenirdi.Yanık sesli hafızlar Kuran-ı kerim tilavetine başlarlar ve hep berber makamı ile salavat getirirlerdi.Temizlik yapılan bu süngerleri alanlar

Hayatları boyunca saklarlardı..

Dipten, köşeden süpürülen Hırka-i Saadet Dairesi’nin tozları ulu orta atılmazdı; bu iş için hazırlanmışolan derince bir kuyuya atılırdı.Mermer dibekte güzel kokulu bitkiler. ( misk,öd ağacı,amber ) dövülür,ortalık çiçek

kokusuna bürünürdü.Tozlar bu koku ile birlikte çukura atılırdı.

Hırka-i Saadet ,muhafazasıyla getirilirdi.Ramazanın 15 günü padişahında katıldığı büyük bir tören yapılırdı.Padişah sandığı bizzat kendi açardı.Hırka-i

Şerif’i öperdi.Yüzüne gözüne sürerdi.Tülbent ağaları ağaları Peygamber Eefendimizin hırkasına değen mendilleri misafirlere dağıtırdı.

Hırkanın ağıza değen köşeleri zemzem ile yıkanırdı.Yıkama esnasında leğende biriken zemzem mühürlü şişelerde saklanırdı.


Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Yazar

Ziya Demirel –Avni Arslan

II BEYAZİD’İN ALLAH RESÜLÜNE HEDİYESİ



II BEYAZİD’İN ALLAH RESÜLÜNE HEDİYESİ

Osmanlının veli padişahlarındandır.Sultan Fatihin oğlu,yavuzun babasıdır.

O da En sevgili’nin hayranlarındandır.

II Beyazıd, kendisiyle çok iyi dost olan hak dostu Baba Yusuf’u hacca uğurlamak için ayağına kadar gider.Ona bir mikdar altın teslim eder.

“Bu elimle çalışarak kazandığım helal kazançtır.Bu altınları Ravza-i tahir’nin kandilleri için harca “ der ve ekler Allah Rasülününhuzuruna varınca , ” Ey Allah’ın Rasulü,günahkar kul Beyazıdın sana Selamı var...Bu altınları türbenin kandillerine yağ alınması için gönderdi, kabul buyurursanız de” der

Baba yusuf göz yaşları içinde Allah Rasulüne arzı iletir. “ Ey Allah’ın Rasulü,günahkar kul Beyazıdın sana Selamı var...Bu altınları türbenin kandillerine yağ alınması için gönderdi, kabul buyurursanız” der.

Mescid-i Nebevi’nin kandllernin yağı uzunca bir müddet bu altınlarla alınır.

II Beyazıd bu altınları kendi eli ile yaptığı el işlemelerini pazarda gizlice satark biriktirmiştir.

KALE PLANIYLA YAZILAN SEVGİ VE FATİH SULTAN MEHMET


KALE PLANIYLA YAZILAN SEVGİ VE FATİH SULTAN MEHMET

Bu günki Rumeli hisarının inşaatına fetihten bir yıl önce 15 nisan 1452 de başlanır

Hisar 4 ay 16 gün gibi bir sürede tamamlanır.Bu kadar kısa bir sürede meydana gelen

Büyük eser dost ve düşman herkesin büyük hayranlığını uyandırır.

Asıl dikkati çeken konu ise hisarın planında gizliydi.Hisar yukarıdan bütünü ile seyredildiği zaman eski yazı ile mehmed isminin okunuşunu veriyordu.Fatih istanbula

İlk mührünü,Peygamber efendimize ( sallallahü aleyhi veselleme ) Hürmeten onun adını kale ile yazmak suretiyle vurmuştur.

RESULULLAH’IN (sallallahü aleyhi vesellemem ) ŞEREFLENDİRDİĞİ FETİH

Bazı kaynaklarda anlatıldığına göre Fatih sultan Mehmet istanbula ilk geren askerlerden hemen sonra surlara tırmanmıştı.O kazanılan zaferi unutmuşcasına ULUBATLI HASAN’I arıyordu. Fatih oklar saplanmış halde surlara yığılmış halde ULUBATLI HASAN’I görünce onu aldı kucakladı ve anlından öperek şöyle dedi “ Hasanın İstanbul sana değermiydi “ Ulubatlı Hasan’ ın Fatih’e söylemiş olduğu son sözleri şu oldu. “ Aldığım yaralardan dolayı surlara yaklaştığımda iyce takatim kesilmişti.Hele bir aralık ayağımın altından bir taşta kayınca uçuruma yuvarlanacağım sırada “ Efendim diye Allah Rasülüne seslendim,ona sığındım.Bşirden bana doğru iki el uzandı.

Beni düşmekten koruyan o iki el Allah Rasulünün elleriydi. “ diyor ve son bir gayretle doğrulup “Baksana sultanım istanbulunun surlarında Hazireti Muhammed dolaşıyor.Onun dolaştığı surlar için değil bir Hasan,Binlerce hasan feda olsun” sözleriyle ötelere kanatlanıyordu.

Kaynak

Osmanlıda Peygamver sevgisi
Ziya demirel – Avni Arslan

21 Eylül 2008 Pazar

BİR AŞK HİKAYESİ VE MEHMET AKİF


BİR AŞK HİKAYESİ
MEHMET AKİF VE SUDANLI GENÇ

İstiklal marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy,hayatının son zamanlarını islam coğrafyasında dolaşmakla geçirir.Kafasındaki gam ve kederi temizlemek ve Resul-ü Ekrem’e duyduğu sevgi ve Muhabbet gereği o kutsal beldelerde dolaşır durur.Yer yer Mısır,Suriye Mekke medine arası dolaşarak ümmetin dertleriyle dertlenir.Bu gezileri esnasında onun müşahade ettiği pek çok şey vardır.İşte bunlardan bir tanesini Mehmet Akif şöyle nakleder:

“ Ravza-i Tahire’nin yanıbaşnda duruyordum ki,birden bire bir ses yükseldi: “ Ya Nebi ! şu halime bak.” Diyordu bu ses! Sağıma döndüğüm zaman parmaklıklar üzerine abanmış bir Sudan’lı genç gördüm.Kendi kendine Efendimize ( a.s ) şunları söylüyordu :

“ Nasılkı çöle güneş vurduğu zaman bağrı yanar,bende senin hicranınla senelerce yandıkça yandım Ya Resulallah ! Senelerce arzu ettiğim halde ,harem-i pakine gelip başımı ayakların dibine koymayı düşündüğüm halde,memleketim evlad ü iyalim karşıma çıktı, bu ziyaretimi geciktirdi.

Nihayet hepsini yıktım,çevremi terk ettim.Sudandan ayrıldım Tihame Çölü diye üç çölü teptim durdum,senin çölün diye.....Senin çölünde gezerken burcu burcu senin kokunu duydum.Eğer senin kokun imdadıma yetişmeseydi ben bu yolu kat edemez dim Ya Resulallah! Demir parmaklıklar üzerinde hasbihal ediyor Resul-i Ekrem’le.Elli üç yaşına kadar senin hicranının azabını sinemde taşıdım,yanına geldiğim zaman şu başımı çarptığım demir kafeste nedir Ya Resulallah !

Hala vuslat olmayacakmı?..Tihame çölü’nü kat ettim,gözlerime uyku girmedi.Arzu edersen yıldızlara sor, sor ki şu üç aylık zaman içinde bu gözler bir kere uyudumu? Uyumadı diyecekler Ya R esulallah!’ Dağlarla, taşlarla bütün hilkat ehli ile hasbihal ettim Ya Resulallah.Derdimi geceye döktüm, la yele derdimi anlattım,cibali söylettim Ya Resulallah! Nihayet huzuruna Geldim Y a Resulallah !”

Akif etkilenmiş,hislenmiş,coşmuş bu sudanlı genç’in feryadı figanıyla...Resul-ü Ekrem’in ( a.s.) Karşısına geçerek bir aşkın nasıl dolu dolu olduğunu müşahede etmiş.

Resul-ü Ekrem’in ( s.a ) kabrinin parmaklıklarından tutunan bu insan,son sözlerini söylerken sesi kısılmaya başlamıştır.Akif şöyle bitiriyor.

“ Kısa bir sessizlikten sonra adam şöyle diyordu: “ Şu kadar mesafeyi tepip huzuruna geldim,bu hasta gönlümü bir daha hak-i payenden ayırma Ya Resulallah !
Tahammülüm yoktur artık.Sonra bir sessizlik oldu,bir ah feryadı duydum.Döndüğüm zaman parmaklık ların dibine yıkılıp kalmıştı,bir Sudanlı gözlerini kapatıyordu. Bir kaç dakika sonrada bir iki gassal,bir iki taşıyıcı geldi, Cennetül Baki’ye kaldırdılar mübarek cenazesini.Fakat Ruhu muhtemelen Ravza-i Tahire’nin parmaklıklarına takılıp kalmıştı.Resulullah’a yürekten aşık bu genç; “ Artık bu hasta gönlümü hak-i pakiyenden ayırma Ya Resulullah !” diyordu.”


Kaynak

Osmanlıda Peygamver sevgisi
Ziya demirel – Avni Arslan